Türkçe    English   русский 

şifremi unuttum

Şifremi Unuttum
androloji bölümü

Sertleşme Sorunu Nedir?

Eski adıyla "impotans" yani "iktidarsızlık", daha güncel adıyla "erektil disfonksiyon" yani "sertleşme sorunu"; tatmin edici seksüel (cinsel) bir performansı sağlamaya yetecek ereksiyonu yani sertleşmeyi sağlayabilme ve sürdürebilmede süreklilik gösteren yetersizliktir. Bozukluğun bir sorun olarak tanımlanabilmesi için en az 3-6 bulunması gerekir.

Kimlerde görülür?

2010 yılı bulgularına göre, ülkemizde 40 yaşın üzerindeki erkeklerde sertleşme sorunu sıklığı yüzde 33 düzeyindedir. Bir başka deyişle her 3 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu bulunuyor. Genellikle daha genç yaşlarda hafif derecede bozukluklar olabilirken, yaş arttıkça sorunun ciddiyeti de buna paralel olarak artıyor.

Hastalığın sıklığı yaşla birlikte belirgin olarak artıyor

 40-49 yaş arasında her 100 kişiden 17’sinde ve 50-59 yaş arasında 35’inde hastalık görülürken; 60-69’lu yaşlarda her 4 erkekten 3’ünde, 70 yaş ve üzerinde ise her 5 erkekten 4’ünde sertleşme sorunu görülüyor. Bu tablo,daha genç yaşlarda sorun görülmeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak 40 yaş altındaki erkeklerde daha az oranda görülüyor ve yaşı 40 üzerinde olanlara göre genellikle daha hafif düzeyde oluyor.

En Sık Hangi Hastalıklar Sertleşme Sorununa Yol Açmaktadır?

Sertleşme sorununa en sık yol açan durum kalp-damar hastalıklarıdır (% 40). Ayrıca, sertleşme sorunu olanların % 30'unda şeker hastalığı altta yatan nedendir. % 10'unu kullanılan ilaçlar, % 8'ini daha önce geçirilen ameliyatlar, % 5'ini sinir hastalıkları, % 3'ünü testosteron eksikliği oluşturmaktadır.

Herhangi bir hastalığı olmayanlara göre sertleşme sorunu şeker hastalığı olanlarda 4 kat, prostat büyümesi olanlarda 3 kat, damar sertliği olanlarda 2-3 kat, kalp hastalığı olanlarda 2 kat, kolesterol yüksekliği olanlarda 1.5-2 kat, yüksek tansiyonu olanlarda 1.5-2 kat, sigara içenlerde 1.5 kat daha fazla görülüyor.

Sertleşme bozukluğuna yol açan bazı durumlar

  • Şeker hastalığı
  • Kalp damar hastalıkları
  • Hipertansiyon
  • Kolesterol yüksekliği
  • Obezite
  • Prostat büyümesi, prostat kanseri tedavileri
  • Kötü beslenme, düzenli fiziksel aktivite yapmama, kronik sigara ve alkol kullanımı
  • 40’lı yaşlarla birlikte testosteron miktarında azalma.

Tedavi Yöntemleri

Sertleşme bozukluğu nedeniyle başvuran hastalarda beklenti ve istekler göz önünde bulundurularak tedavi planını yapmak gerekir.

Genellikle ağızdan ilaç tedavileriyle hastaların yüzde 70’ine yakınında başarı sağlanabiliyor.

 Şeker hastalarında tedaviye yanıt yüzde 30-50 düzeyine kadar düşüyor. Ağızdan tedavilerle başarılı olunamayan hastalarda enjeksiyon tedavileri kullanılabilir.

Son zamanlarda sertleşme bozukluğunun tedavisinde şok dalga yöntemi kullanılmaya başlandı. Ağızdan ilaç kullanmak istemeyen, ilaçlara yeterince yanıt vermeyen veya cerrahi tedavi öncesinde başka seçenek isteyen hastalarda bu tedavi uygulanabilir. Penisteki kan akımını artıran bu yöntemin sonuçları oldukça yüz güldürücü.

Genellikle daha ciddi sertleşme bozukluğu olan, daha önceki tedavilere yanıt vermeyen hastalarda ise cerrahi tedaviler gerekir.

böbrek kanserlerinde robotik cerrahi

Böbrek Kanseri

Böbreğin kendi hücrelerinden köken alan böbrek kanserleri tüm vücut kanserlerinin %2-3 ‘ünü teşkil ederler. Ancak hayati açıdan ciddi bir ürolojik  kanser türü oldukları için önem taşırlar. Her 3 erkeğe karşı 2 kadında görülmektedir. Daha çok 60-70  yaşların hastalığı olmakla beraber gençlerde de görülmektedir. Yapılan araştırmalarda %2-3 oranında da ailevi bir geçiş görülmüştür.

1970’lerden beri ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi tetkiklerin kullanımının artmasıyla  birlikte böbrek kanserlerinin görülme sıklığı her yıl  % 3-4  artmış ve erken tanı imkanı sağlanmıştır.

Böbrek kanserine neden olan en önemli risk faktörü sigara olarak görülmektedir. Hastalığa yakalananların %20-30’unun tütün ürünlerinin herhangi birine maruz kaldığı tespit edilmiştir. Bunun yanında aşırı kilo ve yüksek tansiyon da saptanmış diğer iki önemli etkenlerdir.

Böbrekler karın içi arka bölgesinde yer aldıkları için birçok böbrek tümörü belirti vermeden büyüyebilirler.  Böbrek kanserlerinin %50’sine başka amaçla yapılan bir tetkikte tesadüfen teşhis konulur.

Hastalık kendisini tümörün büyümesi sonrası idrarda kanama, ağrı ve ya başka organlara yayılması ile gösterebilir. Bunun yanında kilo kaybı, ateş, bulantı ve halsizlik yakınmaları da görülebilir.

Böbrek kanserinde erken teşhis ile yapılan cerrahi müdahale hastalığa tam şifa sağladığı için çok önemlidir. Bazen basit bir idrar tetkikindeki kanama, yapılan bir ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans (MR) görüntüsü ile teşhis konulabilir.

Böbrek Kanseri Tipleri

Böbreklerin her birinde bir milyondan fazla idrar üretebilen ünite bulunur. Bu ünitelerin herbirine nefron diyoruz. Her nefron mikroskobik bir renal tübül ile bağlantılıdır, her tübül de diğer nefronlardan gelen tübüllerle bağlantılıdır. Tübüller de idrarı toplayıcı kanallar vasıtasıyla böbreğin orta kısmı olan pelvis dediğimiz bölgeye taşırlar. Eğer böbrek kanseri bu tübüllerden gelişirse bu tümörlere “kortikal tümör” denirken, böbrek pelvisi dediğimiz idrarın toplandığı kısımdan gelişirse “idrar yolunun değişici epitel  hücreli kanseri” (ürotelyal kanser, transisyonel hücreli kanser) olarak adlandırmaktayız.

Böbrekteki tüm kitlelerin kanser olmadığını, böbrekte mahsum olduğu çoğunlukla görüntüleme teknikleri ile teşhis edilebilen böbrek kistleri ve anjiomyolipom dediğimiz habis olmayan tümörleri de unutmamak gerekir.

Yine böbreğe diğer organların kanserinden (meme, akciğer, cilt gibi) metastaz da olabilir.  Yine böbrekte lenfoma da  karşılaştığımız kanser türlerindendir. Bunların tedavisi de; orijinal kansrerlerin tedavisinde hangi yol izleniyorsa benzer yöntemlerle tedavi edilir.

Böbrek Kanseri Belirtileri

Böbrek kanseri genellikle bir belirti vermeden sinsice büyür.  Tümör büyümesinin verdiği rahatsızlık bazen tanı koydurucu olurken, bazen de hastalığın ilerlemesine bağlı olarak:

  • idrarda kanama,
  • bel ağrısı
  • başka organlara yayılması
  • açıklanamayan kilo kaybı
  • nezle veya gribe bağlı olmayan ateş
  • yorgunluk
  • bulantı
  • vücutta yeterli sıvı atılamamasına bağlı bacaklarda ödem
  • halsizlik  

yakınmaları da görülebilir.

Tedavi

Temel tedavisi cerrahi olan böbrek tümörlerinde amaç böbreğin tümüyle veya bir bölümü ile birlikte çıkarılmasıdır. Güncel yaklaşımda küçük tümörlerde böbreğin sadece tümörlü olan kısmı çıkarılır, sağlam böbrek dokusu korunmuş olur. Son 10 yılda robotik teknolojinin devreye girmesi ile bu operasyonlar minimal invaziv cerrahinin bütün avantajları kullanılarak, teknik açıdan açık cerrahiye benzer kolaylıkla yapılabiliyor.

•Büyük ameliyat kesisi yerine, robotik parsiyel nefrektomi operasyonu batında 8 ve 10 milimetrik küçük delikler açılarak yapılır.

•Hastanede kalış süresi açık cerrahiye göre daha kısadır.

•Kan kaybı daha azdır

•Tümörün çıkarılması ve kalan böbrek dokusunun tamiri etkin ve hassas şekilde, çok iyi bir görüntü altında yapılır.

endoüroloji ve taş

1. Böbrek Taşı Kimlerde ve Neden Oluşur?

Böbrek taşı oluşumunda genel olarak metabolik ve çevresel bazı faktörler ön plandadır. Taş oluşumunu etkileyen faktörler arasında; kalıtım, beslenme, cinsiyet, yaş, coğrafya, iklim ve mesleki özellikler yer almaktadır.

Taş hastalığı olanların en az % 25’inde ailesinde de taş hastalığı vardır, dolayısıyla ailevi yatkınlıktan söz edilebilir. Taş hastalığı erkeklerde kadınlardan 3 kat daha fazla görülmektedir. Bunun nedeni; kadınlardaki östrojen hormonunun idrardaki koruyucu madde olan sitrat düzeyini artırmasıdır ve taş oluşumuna katılan idrar okzalat miktarını azaltmasıdır.

Dağlık, çöl ve tropikal bölgelerde daha sık görülmektedir. Bazı bölgelerimizde taş hastalığı riski 2-3 kat daha fazladır. Güneydoğu Anadolu,  Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde daha sık görülmektedir. Türkiye’de en sık Diyarbakır ve Şanlıurfa’da görülmektedir. Dolayısıyla, coğrafya hem taşın oluşma sıklığına hem de cinsine etki eden bir faktördür.Yaz aylarında taş riski artar. Güneşle temas da D vitamini sentezini artırarak idrarda kalsiyum miktarını artırır.

Özellikle sıcak ortamlarda çalışanlarda taş hastalığı sıklığı artmaktadır. Örneğin; tarım çalışanları, dış mekanda çalışan işçiler. Sedanter işlerde (büro işleri) çalışanlarda, hareketsiz veya yatalak olanlarda taş oluşma riskini artmaktadır.

2. Böbrek Taşlarının Tipik Belirtileri Nelerdir?

Taş hastalığı genellikle bir şikayet vererek doktora başvurmanızı sağlar. En sık ortaya çıkan belirti ağrıdır. Ağrı böbrekte olabileceği gibi, taşın idrar kanallarındaki yerleşimine bağlı olarak kasıkta veya daha aşağıda olabilir. Bazen de bel ve sırt bölgelerinde hafif adale ağrısı benzeri yakınmalar olabilir. İdrar yollarından taş düşürmeye çalışan herkes bu dönemin çok ağrılı olabildiğini bilir.Ağrının nedeni genellikle taşın idrar yolunu tıkamasıdır. Tıkanmanın ani ve tama yakın olması şiddetli taş sancısına neden olur. Böbrek taşları ağrı dışında bulantı, kusma, idrarda kanama, idrar yapma alışkanlığında ani bozulma gibi belirtilere de yol açabilir.
Bunlar arasında; sık idrara çıkma, idrarı yapıp rahatlayamama, idrar yaparken yanma, idrar akışkanlığında azalma sayılabilir. Böbrek taşlarının hiç bir belirti vermediği durumlar da söz konusudur. Bu yüzden düzenli sağlık kontrolleri yaptırmak, herhangi bir belirti vermeyen taşların saptanması açısından önemlidir.



3. Böbrek Taşları ihmal Edilirse Ne gibi Sakıncaları olabilir?

Böbrekte taş varlığı, çok şiddetli ağrıya ya da başka belirtilere yol açarak kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde bozabilir. Bunun dışında, tedavi edilmeyen taşların yaratabileceği en önemli risklerden birisi böbrek enfeksiyonudur. Enfeksiyon varlığında; yüksek ateş, üşüme, titreme gibi belirtiler olabilir. Bu durum daha çok enfeksiyonun böbreği etkilediği durumlarda ortaya çıkar. Böbrek enfeksiyonu ortaya çıktığında böbrek dokusuna zarar verebilir. Enfeksiyonun ortaya çıkması aynı zamanda taş tedavisini de zorlaştırabilir. Bu yüzden, taş varlığında böbrek enfeksiyonu gelişmeden tedavi planını yapmakta yarar var. Eğer taş böbrekte veya idrar kanalında tedavi edilmeden uzun süre kalırsa, oluşturabileceği bir diğer riskli durum böbrek fonksiyon bozukluğudur. Zamanında tedavi edilmediği için böbreğin tamamının kaybına yol açan böbrek veya idrar kanalı taşlarıyla sıklıkla karşılaşılabilmekteyiz.

 

4. Böbrek Taş Hastalığına Yatkınlığı Artıran Durumlar Nelerdir?

Böbrek taş hastalığı sıklıkla tekrarlayabileceği için, yatkınlığı artıran durumların tespiti ve buna yönelik önlemler almak gerekir. Bazı durumlarda böbrek taşına eğilim artar.

  1. Hastalığın erken yaşta başlaması (25 yaş altında)
  2. Sık idrar yolları iltihabı geçirenler
  3. Bazı taş tipleri (Enfeksiyon taşları, ürik asit veya ürat taşları yani Gut hastalığı olanlar)
  4. Çocuklar ve ergenler
  5. Genetik hastalıklar (Sistinüri, primer hiperokzalüri, renal tubuler asidoz tip I, ksantin, kistik fibroz gibi).
  6. Hiperparatiroidizm(Paratiroid bezinin fazla çalışması)
  7. Barsak hastalıkları ve geçirilmiş mide-barsak ameliyatları (barsaktan emilim bozukluğu, geçirilmişmide-barsak ameliyatları, Crohn hastalığı, kolit ve bazı metabolik hastalıklar).
  8. Aile öyküsü
  9. Yalnız tek böbreğin bulunması
  10. İki taraflı taş yükünün çok olması
  11. Taş tedavisinden sonra böbrekte taş parçası kalması
  12. Bazı ilaçlar (Aşırı kalsiyum ve D vitamini takviyesi, bazı idrar söktürücüler, antasidler, guatr ilaçları gibi)
  13. Böbrek veya idrar kanallarındaki anatomik bozukluklar
  14. İdrarda sitrat azlığı (sitratın taş oluşumunu önleyici etkisi vardır)
  15. İdrar pH'ındaki değişiklikler (çok düşmesi ya da çok yükselmesi)

Hangi durumlarda girişim gerekir?

Taşın büyüklüğü ne olursa olsun 3-4 haftalık bir süre içinde hasta taşını düşüremediyse ya da tanı konduğunda 7-8 mm ve üzerindeki büyüklükte taşın olduğu saptanmışsa, girişimsel tedaviler planlanır. İdrar yolunu tıkamayan, hastaya herhangi bir rahatsızlık vermeyen, böbrek içindeki kaliks denilen küçük odacıklar içinde yerleşmiş taşlar bir süre takip edilebilir; ancak genel kanı bu tür taşları hasta için en az riskli yöntemlerden birini seçerek tedavi etmenin daha doğru olduğu yönündedir.

 

mesane kanserinde robotik cerrahi

Mesane kanseri üriner sistemin en sık rastlanan kanseridir. Erkeklerda 7. sırada gelirken kadınlarda 17. sırada en sık görülen kanser türüdür. Yine erkeklerde 9/100 000,  kadınlarda 2/100 000 insidansında rastlanmaktadır. Her ülkede maruz kalınan risk faktörlerine göre değişiklik gösterebilmektedir. Her ne kadar 70 yaş üzerinde sık olarak görülmekteyse de, son yıllarda görülme yaşı çocukluk çağlarına kadar inmiş durumdadır.

Mesane pelvis kemiği içinde, idrarın depolanmasında ve atılmasında görev alan, genişleyebilme özelliği olan bir organdır. Mesane duvarında farklı yapıda tabakalar bulunmaktadır; en iç kısmındaki idrarla temas halinde olan yüzeyel tabaka, orta kısımda kas tabakası ve en dışta da fibröz tabaka yer almaktadır.  Kanserin bu tabakalara yayılımına göre  bir tedavi belirlenir. Yani sadece mesanenin iç yüzeyel tabakasında yer alan kanserler daha iyi seyirli iken, fibröz dış tabakaya doğru ilerledikçe tehlike artmakta  ve tedavi şekli değişmektedir.

Mesane kanserleri patolojik yapı olarak % 90’ı kendi iç tabakası olan, genişleyebilme özelliğine sahip değişici epitel hücrelerinden kaynaklanır.  Bunlarında % 70’i yüzeyel tabakada iken, % 30’u da daha ilerlemiş ve  kas tabakasına yayılmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Mesane duvarının derinliklerine kadar yayılmış olan kanserlerin, çevre organlara bölgesel temasla ve metastazla yayılımı daha hızlı ve tehlikeli boyutlarda olabilmektedir.

Risk Faktörleri

Risk faktörleri, farklı kanser tipine göre değişiklik gösterirken kişisel özellikler ve alışkanlıklar önemli rol almaktadır. Sigara içimi, aileden gelen genetik özellikler ve kanserojen etkenlere maruz kalmak önemli faktörler arasında yer almaktadır.

Sigara içimi: En önemli risk faktörleri arasında görülmektedir. Mesane kanserine yakalanan hastaların  %50 si sigara içenlerdir. Tütün içindeki aromatik aminler ve hidrokarbonlar kana karıştıktan sonra böbrekten atıldıkları için mesane kanseri riski çok artmaktadır.

Mesleki maruziyet:  Boya, metal, deri, latik, tekstil ve petrol sanayisinde çalışanlarda mesleki maruziyet olarak görülmektedir. Çünkü bu sanayi dallarında çalışanlar aromatik aminlere maruz kalmaktadırlar. Yine bazı kalıcı saç boyalarında da ciddi kanserojen maddeler tespit edilmiştir.

Genetik özellikler:  Çeşitli kanserojen maddeler böbreklerden süzülüp idrarda konsantre olmaktadır. Yapılan çalışmalarda genetik yapıya bağlı olarak, bazı insanların bu kanserojen maddeleri diğerlerinden daha düşük oranda detoksifiye ettiği ve daha yüksek oranda kanserojenlere maruz kaldığı tespit edilmiştir.

Kronik mesane problemleri: Yine yapılan çalışmalarda uzun süreli mesane enfeksiyonları, mesane ve böbrek taşları da kronik irritasyondan dolayı mesane kanserine yol açmaktadır.

Siklofosfamid tedavisi: Lenfoma tedavisinde kullanılan siklofosfamid denilen kemoterapi ilacınında  (Cytoxan) mesane karseri oluşma riskini arttırdığı saptanmıştır.

Belirtiler

En önemli belirtileri idrarla birlikte kanamanın görülmesi, idrar yaparken yanma olması ve mesane bölgesinde ağrı olması şeklinde görülmektedir. Bu yakınmalarından biri olan hastanın mutlaka doktora başvurması gerekir.

Tedavi

Sigaranın en önemli risk faktörü olduğu mesane kanserlerinde de tedavi evreye göre yapılır. Kanser derine mesanenin kasına yayılmış ise mesanenin komple çıkarılması gerekebilir.

•Açık cerrahide göbeğin 10-15 santim üstünden başlayıp penis köküne kadar devam eden bir ameliyat kesisi ile bu ameliyat gerçekleştirilirken, robotla sadece 5 ya da 6 delikten vücut içine yerleştirilen ince boncuklar ve robot kolları ile ameliyat uygulanır.

•Robotla ameliyat edilen hasta ısı, sıvı ve elektrolit kaybına uğramadığından metabolik olarak çok büyük avantajlarla ameliyat sonrası hızla iyileşir

•Daha az kan kaybı olması da iyileşmeyi olumlu yönde etkiler

•Robotik cerrahide eğer mesane kanserinin durumu izin verirse, cinsel fonksiyonu sağlayan sinirler de korunur, bu da cinsel yaşama daha erken dönülmesini sağlar.

prostat kanserlerinde robotik cerrahi

LIV HOSPITAL ROBOTİK CERRAHİ ALANINDA TÜRKİYE’NİN İLK MÜKEMMELİYET MERKEZİ OLDU

Liv Hospital uluslararası tarafsız bir komisyon Surgical Review Cooperation (SRC) tarafından yapılan zorlu denetimden hatasız geçerek, robotik cerrahi alanında “Mükemmeliyet Merkezi Akreditasyonunu” (Center Of Excellence) tamamlayarak eş yetkilendirildi. Dünyada çok az sayıda kurum tarafından alınabilen Center Of Excellence Akreditasyonu,  ilgili kurum tarafından ABD dışında ilk defa, bir kuruma verildi. 

Neden Mükemmeliyet Merkezi?

Öncelikle ilgili alanlardaki hekimin, yeterliliği, spesifik çalışmaları, dünya kriterleriyle eş değerde ve sayıda hastayı tedavi etmesi, komplikasyon, yeniden yatış, klinik verilerin analiz ve fonksiyonel sonuçlarının akredite olmuş kurumlarla eş değer olduğunun, denetleyici heyete kanıtlanması gerekiyor. Ayrıca denetimde hasta tedavi protokollerinin, diğer disiplinlerle yapılan ortak toplantılarla karar alınarak belirlendiği, bakım hizmetleri ve sonuçlarının bir bütün içinde olduğu, geçmişten geleceğe planlanarak oluşturulduğu kanıtlamak zorunda. Kurumsallaşma ve tedavi çıktılarının belli bir kalitenin üzerinde olması da temel başvuru kriterleri arasında yer alıyor. 

Liv Hospital cerrahlarının gerçekleştirdiği vaka sayıları ve komplikasyon oranları, yeniden yatış, yeniden ameliyat, komplikasyon oranları, eğitim ve yeterlilikleri, düzenli olarak yaptıkları sempozyum ve eğitimler, hekimden hemşiresine kat görevlisinden yardımcı sağlık personeline kadar ilgili kişilerin görev, yetki ve sorumluluklarının değerlendirilmesi, doğru konsültasyon ve ekipman, anestezi ve cerrahi süreçlerin güvenliği, enfeksiyon kontrolü, güvenli ilaç kullanımı, hasta odaları, acil servis, muayene odaları, klinik bakım standardı protokolleri, onam formları, kurumsal adanmışlık ve destek grupları ve bina güvenliğine kadar pek çok alanda mercek altına alınarak sıkı bir denetimden geçti. 

Robotik cerrahide ilgili hekimlerin yeterliliği, belgelendirilerek gerçekleştirilen ameliyatların sayısı, komplikasyon oranları, sağ kalım oranları, enfeksiyon oranları uluslararası standartlarda veya daha iyi olmak zorunda.  

 

Prostat Kanserlerinde Robotik Cerrahi Dönemi

Genel olarak 50 yaş üstü erkeklerde görülen ilerleyen yaşla birlikte sıklığı artan prostat kanserinin tedavisi, hastalığın evresine göre yapılır. Lokalize prostat kanserinde yapılan cerrahi Radikal Prostatektomi olarak adlandırılır ve açık, laparoskopik ve robotik yöntemlerle yapılabilir.

Robotik cerrahi, açık radikal prostatektomiye göre oldukça fazla avantaja sahiptir. Hastaların yaşına, ek hastalık durumuna, prostat kanserinin yerleşim yerine bağlı olarak operasyon sonrası idrar kaçırma ve sertleşme problemi olabilir.

- Robotla yapılan ameliyatlarda hastanın idrar kaçırma oranı sıfıra yakındır.

- Sertleşmeyi sağlayan sinirler de daha net görüldüğünden bunların yaralanma ihtimali daha azdır. Cinsel yaşama daha erken dönüş sağlanır.

- Robotun etkinliği belirgin biçimde yüksektir. Daha net görüntü sağlanır ve kanserli prostat daha kolay ayırt edilerek etraf dokulara zarar vermeden çıkarılabilir.

- Robotla operasyon sırasında kanama, yara yeri enfeksiyonu vb. komplikasyonların daha az görüldüğü belirlenmiştir.

testis kanseri

Testis kanseri  tüm erkek kanserlerinin %1’ini oluşturmakta olup, 15-35 yaş arasında görülen en sık kanser türüdür. Hastalığın kişisel alışkanlık, hayat tarzı ve aktivite ilgili herhangi bir nedeni bilinmiyor. Ancak inmemiş testis dediğimiz testislerin torbaya tam inemediği durumlarda ve diğer testisinde kanser hastalığı olanlarda önemli bir kanser riski vardır.

En önemli belirtileri ağrı, yumurtalıkta şişlik veya sertlik olarak karşımıza çıkmaktadır. Liv Hospital’da testis kanserine multidisipliner yaklaşım yapılmaktadır. Üroloji, medikal onkoloji, radyasyon onkolojisi, patoloji ve radyoloji kliniklerince ortak teşhis ve tedavi planlanmaktadır. Deneyimli ürologlarımız tarafından yapılan operasyon sonrası erken evre birçok testis kanserinde şifa sağlanırken gerekli olgularda en modern cihazlarla ışın tedavisi ve en güzel ortamlarda kemoterapi yapılmaktadır.

Yapay Mesane

 

Erkeklerde dördüncü sıklıkta görülen mesane tümörleri (idrar kesesi tümörleri), mesane (idrar kesesi) kanseri, mesanenin duvarını oluşturan dokulardan kaynaklanan kötü huylu tümörlerdir. Sık sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma, kanama, idrar kaçırma, ani sıkışma, gibi belirtilerle kendini gösterir. Mesane kanserinin bazı türlerinde hastalığın yegane tedavisi mesanenin (idrar kesesi) çıkarılması ile sağlanabilir. Hasta mesanenin alınması gereken durumlarda bu ameliyatı geciktiriyorlar, bunun en önemli sebebi de torba taşıyacak olmaları. Ancak böyle bir şeyin olmayacağını bildiklerinde ameliyat kararını çok daha erken veriyorlar, bu da hastalıktan kurtulma oranını büyük ölçüde artırıyor. Bağırsaktan mesane (yapay mesane) yöntemi hastaların daha konforlu hayat sürmeleri için, normal idrar deliğinden idrar yapabilmelerini sağlayan bir ameliyattır. En önemli avantajı hayat kalitesini düşürmemesi ve sosyal olarak kabul edilebilir olmasıdır” diyor. Prof. Dr. Tahir Karadeniz mesane kanseri tedavisini anlattı.
Mesane (İdrar Kesesi) kanseri sebepleri nelerdir? 
Mesane, idrar kesesi diye isimlendirilen her iki böbrekten idrar yolları (üreterler) vasıtası ile gelen idrarı depolayan küreye benzeyen bir organdır. Bu organın iç yüzeyinden kaynaklanan kötü huylu tümörlere mesane (idrar kesesi) kanseri denir. Mesane kanseri, erkeklerde kadınlardan daha fazla görülür. Bilinen nedenlerin başında sigara ve bazı fabrika çalışanlarında kimyasal maddelerle temas gelir.
Belirtileri nelerdir?
En önemli belirtisi idrardan ağrısız kanama olması ve pıhtıların gelmesidir. Bunun dışında kanserin tiplerine bağlı olarak devamlı ağrılı idrar, devamlı idrar yaparken sonuna doğru yanma tabir edilen şikayetler de görülür. Bazen bu kanama gözle görülmeyebilir ama idrar tahlilinde rastlanır.
Teşhis (tanı) nasıl konulur?
Batın ya da Üriner Sistem Ultrasonografisi ile çoğu zaman mesanede kitle teşhisi kolayca konabilir, ayrıca damardan ilaç verilerek yapılan üst ve alt batın BT (Bilgisayarlı Tomografi) ile de tanıya gidilebilir. Ancak bazen bu tetkiklerle kesin bir şey söylenemez ise o zaman teşhis kameralı videolu bir sistemle idrar kesesine idrar deliğinden girip idrar kesesinin içini görme yöntemiyle konulur. Teşhis konulduktan sonra endoskopik kamera ile Kapalı TUR Tm (Trans Urethral Resection Tm) ameliyatı yapılır. 
TUR Tm Ameliyatı nasıl yapılır? 
Genel Anestezi ya da bölgesel anestezi ile yapılabilir. İdrar deliğinden girilerek mesaneye ulaşıp kanserli bölümü mesanenin bütün tabakalarından da örnekler alacak şekilde özel bir elektrikli cihazla keserek çıkartılır. Ameliyattan ertesi gün hasta ayağa kalkar genellikle 2. veya 3. gün idrar sondasını çıkarıp taburcu olur.       
Radikal sistektomi ameliyatı ne zaman gerekir? 
Bu ameliyatta mesane, prostat, alt idrar yollarının bir kısmı, meni keseleri ve civardaki büyük damarlarının etrafındaki lenf dokuları çıkarılır. Eksiksiz yapıldığı takdirde 6-8 saat sürer, ameliyat sonrası hasta gerekirse en az 24 saat yoğun bakımda kalır, ertesi gün odasına alınır. Genellikle 10-14 gün sonra hastaneden çıkarılır.
Lenf dokusu çıkarmak ve sayısı neden önemlidir?
Radikal sistektomi ameliyatının belki de en önemli bölümü burasıdır. Lenf dokularını çıkarabilmek özel bir eğitim ve tecrübe gerektirir. Ancak bu ameliyatta ne kadar çok sayıda lenf düğümü çıkarılır ise hastaların yaşam süresi o kadar uzar ve lenf dokularında kanser varlığında ilave kemetorapi için hastalığın gerçekten ne kadar ilerlediği ya da ilerlemediği net biçimde ortaya konabilir.

 


Mesane çıkarıldıktan sonra hastalar nasıl idrar yapar?
En sık kullanılan yöntem "İleal konduit"dir. İki idrar borucuğu (üreterler) 12-15 cm’lik bir ince bağırsak parçasının bir ucuna bağlanır, bağırsak parçasının diğer ucu da karın cildine bağlanır. Üreterlerden (idrar boruları) bu bağırsak parçasına gelen idrar, cilde yapışan bir torbaya dolar ve torba doldukça hastalar torbayı boşaltır. Ortalama 2-3 günde bir cilde yapışan torbanın değiştirilmesi gerekir. Bu eski yönteme önemli bir alternatif "ortotopik mesane" diye adlandırılan yapay mesane (bağırsaktan mesane) yöntemidir. 
Bağırsaktan yeni mesane ameliyatının avantajları nelerdir? 
Mesanenin alınması gerekliliği doğmuş ise böyle büyük bir ameliyata hastanın karar vermesi çok kolay olmamakta ve bu gecikme hasta hayatını çok olumsuz etkilemektedir. Bağırsaktan mesane (yapay mesane) yönteminin en önemli avantajı "hayat kalitesini düşürmemesi" ve "sosyal olarak kabul edilebilir olması"dır. Hastaların daha konforlu hayat sürmeleri için, normal idrar deliğinden idrar yapabilmelerini sağlamak için uygulanan bir ameliyattır. Bağırsaklardan bir bölüm ayrılıp küre şekline sokulur ve böbreklerden gelen her iki idrar yolu buna bağlanır, bu yeni mesanenin bir tarafı da penis içi idrar yoluna bağlanır. Ameliyatın 15-18. günleri arası hastanın idrar sondasını çıkarılıp yeni mesaneleri ile idrar yapma eğitimi verilir. İdrar yapmayı öğrenmek yaklaşık 4-5 gün sürer, bu süreç sonunda hastalar yeni mesanelerini tamamen boşaltabilirler.

 

Uzmanlarımıza Sorun
Uzmanlarımıza Sorun
İsim Soyisim(*) :  
Telefon(*) :  
Şehir :
E-mail(*) :  
Mesajınız(*) :  
Rapor Gönder :
Güvenlik :
Top