Türkçe    English   русский 

şifremi unuttum

Şifremi Unuttum
bölüm tanıtımı

Anksiyete Bozuklukları

Zaman zaman kaygı hissetmek günlük hayatın bir parçasıdır. Ancak bu kaygılar uzun süreli ve yüksek yoğunlukta yaşanıyorsa, bir kaygı bozukluğuna işaret edebilir. Kaygı bozukluğu kişinin işlevselliğini ve günlük aktivitelerini olumsuz yönde etkileyebilir. Tedavi edilmeyen kaygı bozuklukları, sosyal ilişkilerde bozulmalara, iş veya okul yaşamında başarısızlıklara ve alkol kullanımı gibi sorunlara yol açabildiğinden zamanında ve doğru bir müdahale yapmak önemlidir.

Kaygı bozuklukları arasında panik bozukluk, yaygın anksiyete bozukluğu, sosyal anksiyete bozukluğu, fobiler ve posttravmatik stres bozukluğu bulunmaktadır. Psikoterapi, kişiye bu kaygılarla daha etkili bir şekilde başa çıkmayı öğretir. Gerekli durumlarda, psikoterapi ile eş zamanlı olarak ilaç tedavisi de uygulanabilir. Hastanemizde psikiyatrist ve psikologlar bir takım çalışması anlayışı ile hastayı değerlendirir ve teşhis koyarlar. Konusunda uzman olan bu kişiler, sizi dikkatle dinleyip ihtiyaçlarınıza göre, size özel düzenlenmiş bir tedavi protokolü takip ederler.Uluslaraarası kaynakçalar kognitif davranışçı terapi ve ilaç tedavi birlikteliğinin tedavide en iyi sonuca götürdüğünü göstermektedir. Hastanemizde bu tedavi yöntemleri başarıyla uygulanmaktadır.

Depresyon

Depresyon; kişinin ruh halini, düşünce süreçlerini ve fiziksel sağlığını olumsuz yönde etkileyen bir hastalıktır. Bu alanlardaki bozulmalar kişinin hayatındaki diğer alanları da etkileyebilir. Depresif kişi kendisini yorgun, üzgün, gergin hisseder ve eskiden zevk aldığı aktivitelerden zevk almamaya başlar. Vücutta organik bir sebep olmaksızın tekrar eden ve geçmeyen ağrılar olması da bir depresyon habercisi olabilir.

Depresif belirtileri olan kişiler, hastanemizde psikiyatrist ve klinik psikoloğun beraber çalıştığı bir ekip tarafından değerlendirilerek kişiye özel bir psikoterapi ve ihtiyaca göre ilaç protokolü ile tedavi edilmektedir.

Doğumsonu depresyonlar da özel ilgi alanı olması gereken hastalıklardandır. Doğumsonu mutsuzluk, gerginlik yakınmalarınızda bu konuda yardım almaya çekinmemelisiniz.

Bipolar Bozukluk

Bipolar bozukluğun bir diğer adı da manik depresif bozukluktur. Bu hastalar aşırı hareketlendikleri manik dönemler ile aşırı çökkün hissettikleri depresif dönemler yaşarlar. Hastalık geç ergenlik ya da erken erişkinlik döneminde başlayabilir.

Bipolar bozukluk tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bipolar hastalar uygun bir tedavi ile hayatlarına normal seyrinde devam edebilirler. Doğru tedavi; kişiye özel düzenlenmiş bir ilaç tedavisinden ve kişinin bu hastalık ile ilgili bilgileri ve başa çıkma stratejilerini öğrendiği bir psikoterapiden oluşur. Tedavinin en önemli ve olmazsa olmaz parçası koruyucu tedavi almaktır. İlaç kan düzeyi ölçümleri hastanemizde güvenli bir şekilde yapılmaktadır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

ObsesiObsesif kompulsif bozukluğun (OKB) temel özelliği kişide belirgin strese yol açan tekrarlayan obsesyon ve kompulsyon belirtileridir. Obsesyon ve kompulsyonlar zaman alıcıdır ve kişinin normal rutinini, işle ilgili işlevlerini, sosyal etkinliklerini ve ilişkilerini belirgin olarak bozabilir. OKB’li hasta obsesyonlara, kompulsyonlara veya her ikisine birden sahip olabilir.

Obsesyon tekrarlayan ve girici düşünce, duygu, fikir ya da histir. Obsesyonun mental bir durum olmasına karşın kompulsyon bir davranıştır. Kompulsiyon sayma, kontrol etme ya da kaçınma gibi bilinçli, standartlaşmış tekrarlayıcı davranıştır. Obsesifkompulsif bozukluğu olan bir kişi obsesyonun gerçek dışılığını anlar  ve obsesyon ve kompulsiyonun her ikisini birden benliğe yabancı olarak yaşantılar.

Kompulsif eylemin  obsesyonla ilgili anksiyeteyi azaltmaya çalışmasına karşın bu daima başarılı olmayabilir. Kompulsif eylemin tamamlanması anksiyeteyi etkilemeyeceği gibi arttıradabilir.

OKB düzenli psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisiyle düzelebilen bir hastalıktır. 

Yeme Bozuklukları

  • Aşırızayıflamayla ya da tersine kilo almayla giden bir grup hastalık yeme bozukluğu ismi altında toplanmıştır.
  • Yemebozukluklarımüdahalelerinkanıtadayalıolmasıgerekenciddibirpsikiyatrikbozukluklardır. Bilişselterapilervekişilerearasıilişkilereodaklıterapilerbulimiya nervosa vetıkınırcasınayemebozukluklarındaiyikurgulanmıştır.
  • Yeme bozukluklarında tedavi birkaç başlık altında ele alınabilir. Anoreksiya ve bulimiyanervoza, obezite tedavisi düşünüldüğünde alt başlıklar çeşitlilik gösterebilir. Yatarak tedavi, farmakolojik tedaviler, psikoterapiler ve obezite için cerrahi ve medikal tedaviler bu alt başlıklar içinde yer almaktadır.
  • Tedavi yaklaşımları mültidisipliner olmalıdır. Gerektiğinde iç hastalıkları uzmanı veya  diyetisyen tedavi planlarına dahil edilmelidir. Hastalıkların  heterojen yapıda olmasına dikkat edilmeli, hastaların kişilik organizasyonları, çatışmaları, aile ve sosyal çevreleri, genetik ve biyolojik özellikleri dikate alınarak tedavi planlanmalıdır. 

Demans

Demans (bunama) unutkanlıkla seyreden bir hastalık grubuna verilmiş genel bir isimdir. Bu gruptan en tanınmış hastalık Alzheimer Hastalığı’dır. Şeker, tansiyon gibi hastalıklar  da tedavi edilmediği takdirde bunama yapabilir. İnsan ömründeki uzama da düşünülürse bunama için yeni çağın hastalığı diyebiliriz. Yavaş başlayan sinsi bir hastalıktır.

Kadın olmak, düşük eğitim düzeyi, kalp damar hastalıkları, yüksek kolesterol, sigara ve yoğun alkol tüketimi, ailede benzer hastalık olması riski artırmaktadır.

Başladıktan sonra geri dönüşü olmadığından koruyucu hekimlik daha önemlidir. Bazı ilaçlarla ilerleyişi yavaşlatılabilir ya da durdurulabilir. Hastalığın belirtilerini azaltmak ve hastaların günlük yaşamlarını sürdürebilmelerini sağlamak tedavi hedeflerindendir. Düzenli fiziksel egzersizin koruyucu olduğu ile ilgili pek çok yayın vardır. İleri yaşlarda farklı bir aktiviteye başlamakta önerilmektedir; örneğin yeni bir dil öğrenmek ya da yeni bir spora başlamak gibi.

Düzeltilebilir demans nedenleri arasında guatr benzeri hastalıklar, vitamin eksiklikleri de olduğundan bunların mutlaka gözden geçirilmesi gerekir.

Hastalığın evresine göre sorunlar değişir, ileri evrede yatakta bakım gerektiğinden buna yönelik düzenleme şarttır. Her evrede bakım veren kişiye fiziksel ve psikolojik anlamda destek gerekebilir. Bu kişilerde özellikle yalnızlarsa tükenmişlik sendromu gelişebilir. Sürekli gezinme isteği, evden uzaklaşmalar, düşmeler hastaların yaşayacağı sorunlardandır. Hastalar hırçınlık hatta saldırganlık yapabilir. İlk evrelerde yalnız yaşayan hastalarda unutkanlık nedeniyle ev içi kazalar olabilir. Ocağın açık kalması, sıcak suyla banyo yapma sık görülür. Evde bakım veren birinin varlığı destekleyicidir.

En önemli sorun erken tanıdır. Özellikle ailede bu tür sorun bulunanların belli yaşlardan sonra rutin kontrolünde fayda vardır. Alzheimer gibi genetik yönü olanlarda erken tanı da mümkün olmaktadır. Unutkanlık vb. bir belirti de yaşa göre normal olarak değerlendirilmemeli ve mutlaka araştırılmalıdır. Unutmayalım demans oluşturan bazı hastalıklar tedavisi mümkün hastalıklardır.

Hastanemizde nöroloji, psikiyatri bölümlerinin iş birliğiyle tanı ve tedavide her türlü destek hizmeti verilmektedir.

Kendi ile Buluşma Çalışmaları

Günümüz dünyasında iletişim ve insan ilişkilerinin günden güne önem kazandığı tartışılmaz bir gerçektir. Daha olumlu iletişim kuran bireylerin gerek özel, gerek aile gerekse iş yaşamlarında daha iyi yol aldıkları bilinmektedir. Çağımızın getirdiği zorluklardan bir tanesi de hayatın hızlı akışından ötürü, kişilerin zaman zaman anlamsızlık hissetmeleridir. Kişiler hayata yetişmekte zorlandıkları ve hedefsiz bir koşuşturma içerisinde olduklarını düşünebilirler.

Ekibimizdeki uzman psikologlar kendilerine başvuran danışanları dinleyerek, onların taleplerine, çözmek istediği sorunlara ve ilerlemek istediği alanlara odaklı bir “kişiye özel” gelişim planı çizer.

Psikolojik Testler

Bölümümüz yaklaşımlarını bütünsel bir bakış açısıyla uygulamaktadır. Bütüncül yaklaşım hem bedeni hem zihni ele alır. Bugün psikolojik sıkıntılarda olduğu kadar, bedensel rahatsızlıklarda da psikolojik desteğin, tedavinin seyrine olumlu etki ettiği bilinmektedir. Bu sebeple uzman klinik psikologlardan oluşan ve farklı alanlarda uzmanlaşmış ekibimiz hastane içindeki birimlere bireysel ve grup programlarıyla destek sağlamaktadır. Kanıta dayalı psikolojik destek programları ile medikal tedaviyi bir adım ileriye taşımaktayız.

 

bipolar bozukluk (manik depresif bozukluk)

Bipolar bozukluk adından da anlaşılacağı gibi iki uç durumu içeren, çocuk ve çoğunlukla yetişkinlerde görülebilen bir duygudurum bozukluğudur. Duygudurumları aşırı uçlarda bir dalgalanma gösteren bipolar bireyler, çökkün ve mutsuz oldukları depresyon dönemleri ile belirgin olarak her zamankinden daha neşeli, hareketli ya da öfkeli oldukları mani dönemleri yaşarlar.

Tipik bir depresyon dönemi mutsuzluk, keder, bitkinlik, karamsarlık gibi depresyona özgü belirtilerle karakterizedir. Manik dönem olarak adlandırılan diğer uç ise taşkın bir duyguduruma karşılık gelir. Manik dönemde kişi kendini daha enerjik, dinç, özgüvenli hisseder. Konuşmasında belirgin bir artış, düşüncelerinde hızlanma, çok para harcama ya da risk doğurabilecek eylemlerde düşünmeden bulunma eğilimi gösterebilir. Örneğin düşüncesizce yapılan iş yatırımları, riskli cinsel ilişkilere girme, ani ve büyük hayati değişiklikler görülebilir. Sıklıkla uyku düzeninde meydana gelen değişim manik dönemin habercisidir. Bu dönemde uyku ihtiyacında belirgin bir azalma, çok az uyunmasına rağmen uykusuzluk çekmeme hali görülür. Özgüvenin artmasına paralel olarak manik dönemdeki bireylerin plan, proje ve aktivitelerinde de anlamlı artışlar dikkat çeker. Bugüne kadar hiç yapmadığı işlere ilgi duyma, kitap yazma, ticari girişimler gibi örnekler bu artışlardan bazılarıdır. Bazı durumlarda manik bireylerde kendilerini özel ve diğer insanlardan üstün görmeleri anlamına gelen ‘büyüklenmeci düşünceler’ de klinik tabloya eşlik eder. Kişi kendisini bir başkan ya da kurtarıcı olarak algılayabilir.

Duygudurumundaki bu yükselme manik kişilerce genellikle bir sorun olarak algılanmasa da risk almaya olan eğilim nedeni ile bu bozukluk tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabilen ciddi kayıplara yol açabilir. Yanı sıra diğer ruhsal bozukluklarda olduğu gibi bipolar bozukluk da kişinin çeşitli alanlarda işlevselliğini etkileyerek kayıplar yaşamasına yol açabilir. 

Bazen manik dönem daha kısa süreli ve daha hafif geçebilir. Dönemlerin süresi ve sıklığı değişkenlik gösterebilmektedir. Bu nedenle bipolar bozukluğun çeşitli alt türleri vardır. Biyolojik yönü kuvvetli bir bozukluk olduğundan doğru tanı konulduktan sonra tedavinin mutlaka bir psikiyatrist tarafından düzenlenmesi gerekir. Kan değerlerlerinin ölçümünü de içeren tedavi protokolünün psikoterapi ile birleştirilmesi, kişilerin bipolar bozukluğu yönetebilme ve işlevselliklerini geri kazanmalarında kilit bir rol oynar.

Eğer siz de bipolar bozukluk belirtilerinden yakınıyorsanız vakit kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalısınız. Alanında uzman klinik psikolog ve psikiyatristlerden oluşan Liv Hospital Psikiyatri Kliniği bipolar bozukluk tedavisini başarı ile uygulamaktadır.

depresyon

Depresyon,  hem tek başına görülebilen hem de pek çok ruhsal soruna eşlik edebilen bir duygudurum bozukluğudur.  Gerek çocuk gerekse yetişkinlerde ortaya çıkan depresyon en yaygın görülen ruhsal bozuklukların başında gelir. Zaman zaman hepimizin yaşayabileceği moral bozukluğu ya da keyifsizlikten farklı olarak, klinik anlamdaki depresyon belirtileri görece daha yoğun ve daha uzun sürelidir. Çok yönlü bir bozukluk olan depresyon kişide, zihinsel, duygusal ve davranışsal açıdan belirgin bir işlev kaybına yol açar.

Depresyondaki bireyler sürekli olarak kendilerini çökkün ve bitkin hisseder, sıklıkla eski aktivitelere olan ilgilerini yitirir ve pek bir şey yapmak istemezler. Yaşadıkları tahammülsüzlük bu kişilerin sosyal olarak içe çekilmelerine ve destek kaynaklarından uzaklaşmalarına yol açabilir. Uyku ve iştah düzeninde meydana gelen değişimler en yaygın görülen belirtiler arasındadır. Depresyondaki bireyler adeta dünyaya bir filtrenin ardından bakar. Bu filtre, onların kendilerini, geleceği ve diğer insanları olumsuz algılamalarına yol açarak umutsuzluğa ve karamsarlığa sürükleyebilir. Kendini köşeye sıkışmış hisseden kişi maalesef ki bir çıkış yolu olarak intihar düşünceleri hatta intihara yönelik planlar kurabilir.

Yaşanan bu belirtilerin sıklığı, yoğunluğu ve süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilmekle birlikte gerek sosyal, gerek akademik ve gerekse mesleki anlamda kişinin işlevselliğini bozarak iş, ilişki ve eş kaybı gibi yan sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Zamanında ve/veya etkin bir şekilde tedavi edilmeyen depresyonlar kronikleşme ya da tekrarlama riski taşır.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda depresyon tedavisinin önemi kesinlikle yadsınamaz. Tedavinin başarısı öncelikle, alanında uzman ruh sağlığı profesyonellerince doğru tanılamanın yapılıp doğru tedavi protokolünün hazırlanmasına bağlıdır. Yapılan çalışmalar psikoterapinin depresyon tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar getirdiğini göstermektedir. Klinik tabloya göre gerektiğinde psikoterapi, ilaç tedavisi ile bütünleştirilerek kişinin tedaviden en iyi sonucu alması ve sorunun nüksetmemesi sağlanır.
Eğer siz de depresyon belirtilerinden yakınıyorsanız vakit kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurmalısınız. Alanında uzman klinik psikolog ve psikiyatristlerden oluşan Liv Hospital Psikiyatri Kliniği depresyon tedavisini başarı ile uygulamaktadır.

 

EMDR

Geçmişte yaşanılan travmalar kimi zaman günlük hayatta da peşinizi bırakmıyor mu? Çok sık seyahat etmenize rağmen her uçak yolculuğu sizin için korku filmi gibi mi geçiyor? Ya da asansör ya da metro gibi hayatınızı kolaylaştıracak araçlara binemiyor ve her türlü kapalı alan sizin için tehlike mi oluşturuyor? EMDR ismiyle bilinen Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi, travmadan kaygı bozukluğuna, vajinismustan kekemeliğe birçok sorunun tedavisinde kullanılıyor. Kötü anıyla yüzleşip barışma esasına dayanan EMDR yöntemi sadece birkaç seansla başarılı sonuçlar veriyor. 

EMDR nedir?

EMDR, Türkçe açılımıyla ‘Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme’, güçlü bir psikoterapi yaklaşımıdır. Bugüne kadar her yaştan yaklaşık 2 milyon kişinin farklı tiplerde psikolojik rahatsızlıklarının başarıyla tedavi edilmesini sağlamıştır.

EMDR nasıl çalışır?

Günde yaklaşık 20 bin anıyı kaydediyoruz. Bu anıların bazıları olumlu, bazıları olumsuz, birçoğu ise önemsiz ve nötr olanlardan oluşuyor. Olumlu ve nötr anılar, bilgi işleme sürecinden normal bir şekilde geçip hafızaya atılır. Olumsuz ve travmatik anılar ise, tıpkı bilgisayara giren virüs gibi, bu süreci bozarlar. Bu anılar, anlamlandırma sürecinin normal çalışmasını engeller. Olumsuz anı, sadece geçmişte yaşamakla kalmıyor, etkisini hala ‘bugün’ yaşanmışçasına canlı olarak sürdürüyor. EMDR, bu tür anıların sağlıklı işlenmesini sağlayan fizyolojik temelli bir terapidir. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Kilitli kalmış anı ile diğer anı ağları arasında ilişki kurulması, öğrenmenin sağlanarak bilginin adaptif bir şekilde depolanması ile mümkün olur. Kişi artık rahatsız olmaz ve anıyı yeni ve sağlıklı bir bakış açısıyla görür. 

-    EMDR olumsuz her şeyi unutturur mu?

EMDR rahatsız edici, acı veren anıyı unutturmaz. Ancak terapi sonrası, bu acı yüzünden hissedilen öfke, korku, üzüntü, kaygı, hayal kırıklığı gibi tüm olumsuz duygulara karşı duyarsızlaştırır 

-    Terapi nasıl gelişiyor?

EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulanır. Hedef, geçmişte yaşanan anıların yeniden işlenerek duyarsızlaşmanın sağlanması, bugünkü semptomların tedavisi, kişinin gelecekte karşılaşacağı benzer sorunlar karşısında, kazandığı olumlu inanç ve duyguların geliştirdiği yeni bakış açısının yönlendirdiği davranışları gösterebilmesidir.

-    EMDR ne kadar sürede etkili olur?

Bazen tek seansta sorunun çözüldüğü gözlemlendiği, gibi bazen de daha uzun çalışma gerektirebilir.

-    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

EMDR'ye göre psikolojik ve/veya psikosomatik rahatsızlıkların çoğunluğunun işlenmemiş anılara bağlı olması, klinik uygulama alanını giderek genişletmiş, birçok sorunun verimli ve hızlı bir şekilde tedavisinin sağlandığı görülmüştür. Bu alanlara örnek olarak kişilik bozuklukları, panik bozukluğu, kaygı bozuklukları, depresyon, yas, rahatsız edici anılar, fobiler, ağrı rahatsızlıkları, yeme bozuklukları, performans kaygısı, stres kontrolü, bağımlılıklar, cinsel ve/veya fiziksel taciz, beden algısı bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, davranış bozuklukları ve özgüven sorunları vb. 

Günlük hayatınız kolaylaşacak!

• Çok çalışmanıza ve denemelerde istediğiniz başarıyı yakalamanıza rağmen, gerçek sınav yaklaştıkça, yüksek kaygıdan dolayı hiçbir şey yapamadığınızı gözlemliyorsanız
• Sevgiliniz tarafından terk edildiniz ve kendinizi hep o anı yaşamaktan alıkoyamıyorsanız
• Şiddete maruz kaldınız ve bu görüntüler bütün hayatınızı altüst etmişse; 
• Annenizin yıllardır süren eleştirel tavrı ve sözleri, her yeni girdiğiniz ortamda kulaklarınızda çınlıyor ve hareket edemez hale geliyorsanız; 
• Vertigonuzu tedavi ettirdiniz ancak ‘ya tekrar olursa’ korkusuyla kendinizi eve hapsetmişseniz;
• Boşandınız ve evliliğinizin son döneminde işittiğiniz hakaretler bir türlü aklınızdan çıkmıyorsa; 
• Bir türlü ‘hayır’ diyemiyor ve bu tavrınız size her seferinde büyük sıkıntı yaşatıyorsa; 
• Çok sık seyahat ediyorsunuz ama her uçak yolculuğu sizin için korku filmi gibi geçiyorsa; 
• Asansör ya da metro gibi hayatınızı kolaylaştıracak araçlara binemiyor ve bunlar gibi her türlü kapalı alan sizin için tehlike anlamına geliyorsa; 
• Kendi başarınızı sürekli iş arkadaşlarınızın başarısıyla kıyaslıyor ve bu sizde büyük kaygı yaratıyorsa, 
• Yaşadığınız her olumsuz olaydan sonra ‘benim suçum’ yorumunu yapıyorsanız; 
• Kaza geçirdiniz, bir süre sonra her şey düzelip iyileştiniz, ama tekrar arabaya binmek en büyük kabusunuz olduysa; 
• Sosyal ortamlarda, en iyi bildiğinizi şeyi bile anlatmakta zorluk çekip, bir kenarda susup oturmayı tercih eder hale geldiyseniz; 
• Her yaptığınız şeyde başkalarının onayına ihtiyaç duyuyor, kendi fikirleriniz size değersiz geliyorsa;
• İkili ilişkilerde hep yanlış insanları buluyorum; ilişkilerimi sürdüremiyorum ve sonu hep istemediğim şekilde bitiyor diyorsanız EMDR ile çözüme kavuşabilirsiniz.

obsesif kompulsif bozukluk nedir?

Takıntılar yani bilimsel adıyla obsesyonlar, tekrarlı bir şekilde ve istenmeden zihne gelerek kişide huzursuzluk yaratan düşünce, dürtü ve/veya imgelerdir.  

Sıklıkla obsesyonların yarattığı kaygı ve sıkıntıyla baş etmek adına yapılan tekrarlı davranışlar ve/veya zihinsel eylemler dikkat çeker. Örneğin sık sık el yıkamak, ocağı kontrol etmek ya da zihninde bir cümleyi tekrar etmek gibi. Bu davranışlar ise kompülsiyon olarak adlandırılır. Kompülsiyonlar kişinin hem vaktini alır hem de uzun vadede kaygıyı azaltmak yerine pekiştirir. Üstelik ya korkulan durumla ilişkisizdir ya da görece çok daha abartılıdır. Ancak yine de kişi saçma gelmesine rağmen bu tekrarlı davranışları yapmaktan kendini alı koyamaz. Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) söz edilen bu tekrarlı düşünce ve davranışlarla karakterize olan bir bozukluktur. 

Takıntılar içeriğine göre farklı alt türlere ayrılır. Ancak sıklıkla birden fazla tür bir arada bulunur ve  zaman içinde farklı alt türe yönelik takıntılar da gelişebilir. En yaygın olarak görülen ve toplumda ‘temizlik hastalığı’ şeklinde değerlendirilen alt tipi temizlik obsesyon ve kompülsiyonları oluşturur. Elbette ki kir ve mikroplarla temasımız bazen kaçınılmazdır, hiç birimiz kirden ve mikroplardan haz etmeyiz ve temiz kalmak isteriz. Ancak çoğumuz 8 saat duşta kalmaz, sildiğimiz bir yeri tekrar tekrar silmez, ‘ya kirlendiysem, ya mikrop bulaştıysa’ diye kendimizi yiyip bitirmeyiz. Bu rahatsızlığa sahip olan bireylerde niceliksel olarak kaygı ve temizlik davranışları abartılıdır. Bazı bireylerde patolojinin düzeyi tekrarlı ve uzun süren yıkama/yıkanma ritüelleri sonucu derilerinde lezyonlar oluşabilecek ya da saatlerce temizlikle uğraşmaktan işlerine gidemeyecek kadar yoğun olabilmektedir. Bunun haricinde kişi kaçınma davranışları  ile de kaygı yaratan durumdan uzak kalmaya çalışır. Örneğin pis olduğunu düşündüğü bir nesneye dokunmaz ya da evden bile çıkmaz olabilir. Bulaşma obsesyonaları başkalarına kir, mikrop bulaştırmayla da ilgili olabilir.

En sık karşılaşılan diğer bir tür emin olamama hali ile belirgindir. Kişi sürekli ‘ya…yapmadıysam’ ve ‘acaba’ ile başlayan düşünceler içindedir. ‘Ya kapıyı kilitlemediysem, acaba arabayla birini mi ezdim’  gibi. Haliyle çok çeşitli alanlara yansıyan bu kuşku hali hem yaşam kalitesini oldukça bozar hem de kişi bu kaygıyla baş etmek için sürekli kontrol etme davranışları ya da kaçınmalar sergiler. Örneğin gittiği yolu tekrar tekrar geri dönerek kontrol edebilir ya da araba kullanmaktan vazgeçebilir.

Bir diğer tür ise zarar verme ile ilişkilidir. Bu alt tür başkalarına zarar vermiş/verecek olmaya yönelik yoğun kaygı ile karakterizedir. Ve genellikle bunun önüne geçmek adına yapılan kompülsiyonlar görülür. Örneğin ya çocuğuma zarar verirsem şeklinde tekrarlı ve istem dışı düşünceye sahip bir ebeveyn evdeki tüm delici-kesici aletleri saklayabilir ya da çocuğuna çok yaklaşmayarak kaçınma davranışı sergileyebilir.

Yaygın görülen diğer bir tür ise dini obsesyonlar olup günah işleme, cezalandırılma gibi dini içerikte kaygı veren tekrarlı düşünce/imgeler ile karakterizedir.

Ne Zaman Tanı Konmalıdır?

Aslında hiçbirimiz takıntılı düşünce ve davranışlara yabancı değiliz. Zaman zaman hepimiz bir durumla ilgili rahatsız eden tekrarlı düşüncelere kapılabilir, emin olmadığımız şeyleri kontrol etmek isteyebiliriz. Elbette bunu yapıyor olmak bizim klinik düzeyde bir rahatsızlık yaşadığımız anlamına gelmez. Bu düşüncelerin ya da davranışların varlığından ziyade içeriği, sıklığı, yoğunluğu ve kişiye etkisi tanılama sürecinde daha belirleyicidir.

İkinci nokta, takıntıların ve bazı tekrarlı davranışların da normal kabul edilebilir olduğudur. Örneğin kültür bu sınırı belirlemede büyük rol oynar. Batıl inançlar, ritüeller ve tahtaya vurmak gibi davranışlar kültür ve toplum tarafından şekillenebilmekte ve bu durumda olağan kabul edilmektedir. 

Tedavi

Obsesif-kompulsif bozukluk genellikle yavaş yavaş gelişir ve çoğu kişide hastalık alevlenme-yatışma dönemleri halinde seyreder. Tedavi süreci ve süresi kişiden kişiye ve patolojinin dirençliliğine bağlı olarak farklılık gösterebilmektedir. Tedavide psikofarmakolojik (ilaç) uygulamalar ile psikoterapinin bir arada kullanımının en etkili çözüm olduğu söylenebilir. Özellikle içgörüsü az olan kişilerde farkındalık ve içgörüyü arttırmak, hasta ve yakınlarını hastalığın doğası ve tedavi süreci hakkında bilgilendirmek oldukça önemlidir. OKB başta diğer kaygı bozuklukları olmak üzere diğer psikopatolojilerle birlikte de görülebildiğinden varsa ek tanıların da tedavi sürecinde ele alınması gerekmektedir. Tedavide obsesyonlar ve kompülsiyonların kontrolü açısından özellikle düşünce ve davranışların çalışıldığı Bilişsel Davranışçı Terapi oldukça etkili sonuçlar vermektedir.

psikoloji

Bölümümüz yaklaşımlarını bütünsel bir bakış açısıyla uygulamaktadır. Bütüncül yaklaşım hem bedeni hem zihni ele alır. Bugün psikolojik sıkıntılarda olduğu kadar, bedensel rahatsızlıklarda da psikolojik desteğin, tedavinin seyrine olumlu etki ettiği bilinmektedir. Bu sebeple uzman klinik psikologlardan oluşan ve farklı alanlarda uzmanlaşmış ekibimiz hastane içindeki birimlere bireysel ve grup programlarıyla destek sağlamaktadır. Kanıta dayalı psikolojik destek programları ile medikal tedaviyi bir adım ileriye taşımaktayız.

Psikoterapi Hizmetleri

Yetişkin Psikoterapisi

Liv Hospital Psikoloji Bölümü olarak terapi konusunda  uzman psikiyatrist ve klinik psikologlarla kısa ve uzun dönemli psikoterapi hizmeti vermekteyiz. Erişkinlerde psikoterapi konusunda uzman psikiyatrist ve psikologlarımız sizi dinleyerek ihtiyaçlarınıza yönelik bir tedavi planı geliştirmektedir.

Psikoterapi Hizmeti Sunduğumuz Yaygın Görülen Psikolojik Rahatsızlıklar

  • Anksiyete Bozuklukları: Yaygın Anksiyete, Panik Bozukluk ve Agorafobi, Fobi, Posttravmatik Stres Bozukluğu
  • Depresyon
  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk
  • Bipolar Bozukluk
  • Somatoform Bozukluklar
  • Yeme Bozuklukları
  • Uyum Bozuklukları
  • Kişilik Bozuklukları

Çocuk-Ergen Psikoterapisi

Çocuk ve Ergen Psikolojisi Bölümü’nde çocuğu / genci ve ailesini tanıma / değerlendirme çalışmalarını takiben duygusal, davranışsal ve akademik sorunlara yönelik uygun psikoterapi hizmetleri sunmaktayız. Bölümde uygulanan psikoterapiler arasında; oyun terapisi, bireysel terapiler (psikodinamik ve bilişsel-davranışsal yönelimli), grup terapisi ve çocuk / genç odaklı aile terapisi bulunmaktadır. Ayrıca, ihtiyaca yönelik durumlarda çocuk-ergen psikiyatrisi bölümüyle iş birliği içerisinde çalışılmaktadır. Ebeveynlere yönelik bireysel / çift terapisini de erişkin psikolojisi bölümümüz sağlamaktadır.

Bölümümüzde ele alınan ve çocuk-ergenlerde en yaygın görülen psikolojik problemleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Korku ve endişeler
  • Tuvalet eğitimi
  • Takıntılar
  • Aile içi çatışma / Aile içi iletişim sorunları
  • Disiplin sorunları
  • Okul problemleri
  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, özel öğrenme bozukluğu
  • Davranış sorunları
  • Boşanma süreci

Aile ve Çift Terapisi

Psikolojik sağlığın en önemli faktörlerinden biri de sağlıklı aile ilişkileridir. Aile terapisi, ilişkilerde bir değişim yaratmak ya da ilişkileri güçlendirmek için ailelerle ya da çiftlerle yapılır.

Çiftlerin ilişki sorunları, kuşaklararası aktarılan problemler, çocuklarda davranış sorunları, kardeşler arası problemler, kronik hastalık durumları aile terapisi içerisinde çalışılan konulardandır.

Çocuk-Ergen Psikolojisi bölümümüze başvuran ebeveynlere de gerekli durumlarda çocuk odaklı aile terapisi hizmeti de verilmektedir. Hastanemizde aile terapileri, bu alanda özel eğitim almış psikiyatrist ve psikologlar tarafından uygulanmaktadır.

Medikal Tedaviye Entegre Psikolojik Destek Programları

Psikolojik Destek Programları ile mevcut medikal tedavilere entegre bir şekilde hastaların rahatsızlığa zemin hazırlayan hayat tarzı alışkanlıklarını gözden geçirmelerini sağlamaktayız. Hastaların düşünce – duygu – davranış döngülerine yönelik farkındalık kazanmalarını ve sağlıklı olma yolunda bilinçli seçimler yapmalarını desteklemekteyiz. Kişiye özel uygulamalar ile hastalara sağlıklı başa çıkma yolları kazandırarak, tedavi motivasyonunun artmasını ve iyilik halinin korunmasını amaçlamaktayız.

Psikiyatri-Psikoloji Bölümü Olarak Destek Verdiğimiz Alanlardan Bazıları:

  • Psiko-Onkoloji (Kanserin psikolojik yönü)
  • Tüp Bebek Tedavisi
  • Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
  • Jinekoloji / Adolesan (ergen) Jinekolojisi
  • Obezite ve Yeme Bozuklukları
  • Dermatolojik Sorunlar
  • Kronik Ağrı
  • Nörolojik Sorunlar
  • Uyku Sorunları
  • Kardiyolojik Problemler

Grup Psikoterapisi

Liv Hospital Psikoloji bölümü olarak etkileşimsel gruplar, paylaşım grupları ve eğitim grupları çerçevesinde çalışmaktayız. Katılımcıların grup ortamında en etkili desteği almaları hedeflenmektedir.

Bilinçlendirme ve Psikoeğitim Toplantıları

Psikoloji Bölümü olarak, en sık rastlanan günlük sorunlarınıza pratik cevaplar vermek üzere tasarlanmış kısa buluşmalardır. Odaklandığımız örnek konular:

  • Anne-Baba olmak ile ilgili çalışmalar
  • Ruhsal gerginliği yönetme çalışmaları
  • Bedenimizi anlama çalışmaları
  • Ergenlik dönemi ve aile içi ilişkiler

Psikoonkoloji

Ekibimiz ruh ve beden sağlığının ayrılmaz bir bütün olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle kanser teşhisi almış hastalarımızın ve ailelerinin tedavi süreci içerisinde ve sonrasında en uygun psikolojik desteği alması bizim için önemlidir.

Kanser teşhisi, cerrahi girişimler, kemoterapi ve radyoterapi tedavileri bedensel, psikolojik ve sosyal olarak zorlayıcı bir döneme işaret eder. Bu dönem kaygı bozuklukları, depresif duygulanım, uyum sıkıntıları, kişilik özellikleri değişimleri gibi psikolojik sıkıntıların oluşmasına zemin hazırlar. Hasta ve aileleri için kritik olan bu dönemde psikologlarımız psikoonkoloji çalışmaları çerçevesinde hem hastayı hem de ailelerini ruhsal, duygusal ve işlevsel yönlerden destekleyerek, yaşam kalitesini arttırmayı hedeflerler.

Bu doğrultuda bölümümüz; teşhis almış ve tedavi görecek hastamız ile yaptığı ilk görüşmede hastayı anlamak, durumunu beraberce değerlendirmek ve kendisi için en iyi destek programını seçmeyi hedefler. Bu bireysel psikoterapi, aile desteği veya grup desteğini kapsayabilir. Yapılan araştırmalarda, kanser hastalığında sürece psikolojik desteğin dahil edilmesinin hastanın ve ailelerinin tedavi sürecini daha rahat ve uyumlu geçirmelerini sağladığı görülmektedir. Bu nedenle kanser hastalarımıza sadece tıbbi değil psikolojik açıdan da eşlik ediyoruz.

sıkça sorulan sorular

1)    Psikiyatrist ve psikolog arasındaki fark nedir? 

Psikiyatrist ve psikologlar her ikisi de ruh sağlığı alanında çalışan uzmanlar olmakla birlikte gerek aldıkları eğitim gerekse ruhsal bozuklukların tedavi sürecine olan katkıları ile birbirinden farklılaşırlar. Psikiyatristler 6 yıllık tıp fakültesinden mezun olduktan sonra ihtisaslarını psikiyatri üzerinde tamamlarlar. Hekim oldukları için ruhsal bozuklukları ilaçla tedavi edebilme yetki ve yetkinliğine sahiptirler.
Psikologlar ise üniversitelerin 4 yıllık fen-edebiyat bölümünden mezun olurlar. Tercihe göre lisans eğitiminden sonra 2 yıl süre ile uzmanlıklarını psikolojinin alt alanlarında tamamlarlar. Ruhsal bozuklukların sağaltımında ‘klinik psikolog’lar görev alır. Lisans eğitiminin ardından Klinik Psikoloji alanında uzmanlığını tamamlamayan kişilerin psikoterapi yapma yetkinliği yoktur. Psikologlar ilaç yazma yetkisine sahip değildir ancak çeşitli kuramsal ve bilimsel temellere dayanan psikoterapi süreçlerini yönetirler.


2)    Profesyonel yardıma karar verirken seçimimi neye göre yapmalıyım?

Sorunlarınız için profesyonel bir destek almaya karar vermek en önemli adımdır. Bununla birlikte bu adımı nereye doğru atacağınız da büyük önem taşır. Kulaktan dolma bilgilerle hareket etmek yerine iyi bir araştırmadan sonra alanında uzman, yetki sahibi ve etik ilkelere bağlı bir ruh sağlığı uzmanını tercih etmelisiniz.

3)    Ne zaman bir uzmana başvurmam gerekir?

 Bir uzmana başvurmak ve destek almanız için illa ki hayatınızın felce uğramasını beklemenize ya da herkes tarafından onaylanmış ‘büyük’ bir sorun yaşamanıza gerek yok. Nasıl ki kangren olduktan sonra ya da ilerleyen hastalıklarda tedavi başarısı daha düşükse ruhsal açıdan da başvuruyu ertelediğinizde, sorunlar kronikleştiğinde ve savunmalarınız iyice çöktüğünde tedavi daha komplike hale gelebilmektedir. Örneğin boşanma kararı aldıktan sonra değil evlilikte sorunlar baş gösterdiğinde alınan yardım çok daha etkili olabilmektedir. Bu nedenle psikiyatrik bozukluklara dair belirtiler fark ettiğinizde ya da herhangi bir tanıya uymasa bile sıkıntı yaşadığınız ve baş etmekte zorlandığınız durumlarda bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız faydalı olacaktır.

4)    İlaç tedavisi neden gerekli?

Yaşadığınız ruhsal bozukluğun doğasına ve var olan klinik tabloya göre psikiyatrik ilaç tedavisi gerekli olabilir. Örneğin kendine ya da çevresine zarar verme potansiyeli taşıyan bir bireyi ya da yaşadığı yoğun kaygı yüzünden evden dışarı adım atamayan bir kişiyi düşünelim. İlaç tedavisi böyle durumlarda hem riskleri azaltarak hem de kişiyi terapi sürecine hazırlayarak tedavinin oldukça önemli bir parçasını oluşturur.

Yaygın inanışların aksine tedavi protokolü doğru düzenlendiğinde ilaçlar sizi uyuşturmayacak ya da duygusuz bir robota dönüştürmeyecektir. Bazı ilaç gruplarının bağımlılık yaratma potansiyeli olduğu doğru olmakla birlikte, gerekmedikçe bu ilaçlar tedavi için tercih edilmemekte, tercih edildiğinde de titiz bir gözlem altında tedavi yürütülmektedir. İlaçların etki mekanizmaları birbirinden farklı olduğundan tüm ilaçları aynı kategoride değerlendirmek doğru olmaz. Yaygın inanışların aksine pek çok psikiyatrik ilaç aşırı bir kilo alımına yol açmaz. Ek olarak ilaçların etkileri de kişiler arasında farklılıklar gösterebilir. Bu nedenle ‘bir yakınım o ilacı kullandı bir işe yaramadı’ gibi bir inanışla tedaviyi reddetmek de oldukça hatalıdır.

5)    Psikoterapi nedir? Tanımadığım birine ben ne anlatacağım?

Psikoterapi bireysel ya da grup halinde uygulanan, halk içinde daha çok ‘konuşma terapisi’ olarak bilinen süreçtir. Ancak psikoterapi asla danışanın sürekli konuştuğu, uzmanın da pasif bir dinleyici olarak yer aldığı bir sohbet değildir. En başta psikoterapi ilişki kurmaktır. Uzman ile danışan arasında karşılıklı güven, saygı, empati ve kabule yönelik ilişki kurulması gerekir. Kullanılan teknik ya da uzmanın deneyimi ne olursa olsun nitelikli bir ilişkinin eksikliği tedavi başarısını da olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle terapi odasında kendinizi rahat hissetmeniz, olumsuz duygularınızı terapistinizle paylaşmanız çok önemlidir.  

İlk görüşmeler kendinizi açmakta zorluk yaşamanıza neden olabilir. Bu doğaldır. En nihayetinde hiç tanımadığınız birine, belki kendinize dahi itiraf etmekten çekindiğiniz bilgileri açacaksınız. Ancak karşınızdaki kişinin bir yargıç değil de, sizi anlamaya ve size ayna tutmaya hazır bir uzman olduğunu düşünüp kendinize bir şans vermelisiniz. Terapi süreci karşılıklı işbirliğine dayanır ve kişiye özeldir. İhtiyaçlarınız doğrultusunda terapistinizle birlikte çalışarak bir yol haritası oluşturur, aralıklarla sürecin etkinliğini gözden geçirirsiniz. Psikoterapi aslında bir keşif süreci, benliğe yapılan bir yolculuktur. Terapistiniz bu yolculukta size rehberlik etmek için oradadır.  

Bir diğer husus da terapiye yönelik gerçekçi beklentileriniz olması gerektiğidir. Kimse o odada size sihirli bir değnek ile dokunmayacak ya da kimse sizin adınıza kararlar ve sorumluluklar almayacaktır. Bunları siz kendiniz terapistinizin desteği ile gerçekleştirir ve içselleştirirsiniz. Böylelikle büyür ve bütünleşirsiniz.

Ve son olarak, psikoterapi emek ister. Zamanınızı, maddi kaynaklarınızı ve zihinsel enerjinizi harcamanız gerekir. Ancak hayattaki en iyi yatırımın kişinin kendine yaptığı yatırım olduğu göz önünde bulundurulduğunda buna kesinlikle değecektir.

6)    Uzmana nasıl güveneceğim?

Güven ilişkisi zamanla gelişir ve olgunlaşır. Elbette ilk etapta güven ve gizliliğe yönelik soru işaretleriniz olabilir. Ruh sağlığı uzmanları etik ilkeler gereğince bilgilerinizi üçüncü şahıslarla paylaşamazlar. Sizin onayınız ve bilginiz olmadan yakınlarınıza bile bilgilendirme yapılamaz. Ancak istisnai durumlar mevcuttur. Kişinin kendine ya da bir başkasına zarar verme riski olduğunda ya da çocuk ve ergenlerde, özellikle de adli vakalarda, gerekli kişi ve kurumlara bilgilendirme yapmak hem danışanın iyilik hali için gereklidir hem de uzmanın görevlerinden biridir.

Uzmanlarımıza Sorun
Uzmanlarımıza Sorun
İsim Soyisim(*) :  
Telefon(*) :  
Şehir :
E-mail(*) :  
Mesajınız(*) :  
Rapor Gönder :
Güvenlik :
Top