Türkçe    English   русский 

şifremi unuttum

Şifremi Unuttum
ailevi akdeniz ateşi

Ailevi Akdeniz Ateşi (AAA) sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. AAA tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır. Ataklar genellikle 24-48 saat sürer. Hastalar ataklar dışında kalan zamanda normal insandan farksızdır.

Adından anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği vardır;

1. Ailesel geçiş: Hastalığın ortaya çıkması için anne veya babanın ikisinin taşıyıcı veya hasta olması gerekir.

2. Sıklıkla Akdeniz Bölgesi ve civarında görülmesi (Karadeniz Bölgesi de dahil)

3. Ateş atakları yapması: Ateşlere karın ağrısı, eklem ağrısı veya göğüs ağrısı eşlik eder. Karın ağrısı, akut apandisit ile karışabilir ve çok şiddetli olabilir. Bu hastaların bir kısmı akut apandisit tanısı ile ameliyat edilmişlerdir ancak karın ağrıları geçmemiştir.

Amiloidoz AAA’nde korkulan ve istenmeyen sorundur. Protein yapıda, fibriller içeren bir maddenin hücre dışı dokuda birikir.  Ancak AAA bazı hastalarda çok farklı şekillerde ortaya çıkabilir.

1997 yılında hastalığa yol açan gen bulunmuştur. Günümüzde AAA’nin bilinen tek tedavisi Kolşisin isimli ilaçtır. Kolşisin ateş, karın ağrısı... ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltır. Kolşisin tedavisi ile amiloidozun önlenmesi mümkündür.

Tekrarlayan ateş ve karın ağrısı atakları olan hastalar AAA yönünden araştırılmalı ve AAA tanısı alan hastalar kolşisin tedavisini aksatmamalıdır.

akut böbrek yetmezliği

Böbreğin başta süzme işlevi olmak üzere tüm görevlerinde geçici aksama olmasıdır.  Böbreğin süzme işlevi azalınca üre, kreatinin gibi atık maddeler vücutta birikmeye başlar. 

Sıvı kaybı, kanama, kalp yetmezliği, ilaç kullanımı, ilaçlı tetkikler, böbrek damarı hastalıkları, böbreğin mikrobik olmayan iltihapları, idrar yollarında tıkanma, ameliyat gibi nedenlerle akut böbrek yetmezliği oluşabilir.

Özellikle yaşlılarda 1-2 gün süren kusma, ishal gibi durumlar sıvı kaybına yol açarak akut böbrek yetmezliğine neden olabilir. Hastaneye yatan hastaların % 2-5’inde, yoğun bakım ünitelerindeki hastaların % 30’unda izlenebilir.

Tedavi akut böbrek yetmezliğine yol açan hastalığa bağlıdır. Hastaların takibi çoğu kez hastanede yatırılarak yapılır. Gerekirse makine kullanılarak diyaliz ve benzeri tedaviler yapılır. Uygun tedavi ile hastaların çoğunluğunda iyileşme tamdır.  

amiloidoz

Amiloid isimli proteinin böbrek, kalp, karaciğer gibi organlarda birikmesidir. Değişik amiloid tipleri vardır. Genellikle ailevi Akdeniz ateşi, kronik bronşit gibi bir hastalık neden olur. Ancak kronik iltihabi hastalıklar, romatizmal hastalıklar, bazı kanserler da amiloidoza neden olabilir.

Böbrek etkilenirse idrarla protein kaybı ve böbrek yetmezliğine neden olabilir. Amiloidoz tanısı için biyopsi gerekir.

Hastalığın seyri biriken amiloidin tipine, tutulan organa ve organ hasarının derecesine bağlıdır. Tedavi altta yatan hastalığa bağlıdır. 

diyalize girmem gerekiyor mu?

Böbreğin görevlerinde azalma olursa hastalar diyaliz destek tedavisine gerek duyar. Diyalize başlaması gereken böbrek hastaları genellikle serum kreatinin düzeyi ile takip edilirler, serum kreatinin düzeyine bakarak kreatinin klirensi hesaplanır. Bir hastada kreatinin klirensi 15 ml/dakikanın altına inmişse diyaliz tedavisine başlanabilir ama her hasta birbirinden farklıdır. Bu konuda kararı verecek olan hastanın doktorudur.

 

Bazı durumlarda (örneğin kalp yetmezliği, yaygın vücut şişliği, nefes darlığı, kontrolsüz hipertansiyon) serum kreatinini çok yükselmese bile diyaliz tedavisine gerek duyulabilir. Bu sorunlar giderildikten sonra hastanın diyaliz tedavisine gerek duyup duymadığı yeniden değerlendirilmelidir.

Özellikle diyaliz tedavisine yeni başlamış veya böbrek hastalığının nedeni bilinmeyen hastalar geçici bir sorun nedeni ile diyalize gerek duyabilirler, bu hastaların sık takibi gereklidir. 

idrar yolu enfeksiyonu

İdrar yolu infeksiyonu böbrekten başlayarak idrar kesesi veya daha aşağı idrar yollarında olabilir. Böbreğin mikroplara bağlı iltihabi hastalığı piyelonefrit olarak isimlendirilir. Diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur; en sık etken bağırsaktan kaynaklanan koli basilidi. Belirti ve bulguları ateş, terleme, titreme, böğür ağrısı, ağrılı idrar yapma, sık idrar çıkma ve acil idrar yapma isteğidir. Baş ağrısı, bulantı, kusma olabilir. Taş düşürme ile karışabilir. Tedavi edilmemiş veya geç vakalarda hastanın kanına mikrop karışarak hastanın kaybedilmesine yol açabilir.

Alt idrar yolu infeksiyonu değişik seviyelerde olabilir. En sık bilineni idrar kesesi iltihabi olan sistittir. Kadınlarda sık görülür. Belirtileri ağrılı idrar yapma, sık idrar çıkma ve acil idrar yapma isteğidir. Belirtiler üst idrar yolu infeksiyonuna göre daha azdır. 

İdrarın mikroskopik incelemesinde mikropların ve iltihap hücrelerinin (lökosit) izlenmesi tanıda yardımcıdır. Kesin tanı uygun teknikle alınmış idrarın mikrobik incelemesidir (idrar kültürü).

Tedavinin sağlıklı olabilmesi için idrar kültürü alınmalıdır. İdrar kültürü alınmadan antibiyotik kullanılması idrar kültürü sonuçlarını olumsuz etkiler. Bu nedenle bilinçsiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır. Doğru bir tedavi ile hastalığın kalıcı olarak ve bir hasar vermeden tedavisi mümkündür. 

idrarda kanama

İdrarda kanama (Hematüri) idrarda kan hücrelerinin görülmesidir. Hematüriler ikiye ayrılır:

1.Gözle görülebilen hematüri: İdrarın renginden kan karıştığı kolaylıkla anlaşılabilir.

2.Mikroskopik hematüri: Çıplak gözle idrarda kan görülmez ancak idrar incelemesinde kan hücreleri görülür. Bu hastalarda idrar rengi koyu olabilir.

Hematüri tekrarlayıcı özellikler gösterebilir, arada idrarın tamamen normal olduğu dönemler izlenebilir.

Hematüri ciddi hastalık belirtisidir. Hematüriye yol açan hastalıklar idrar yolu infeksiyonu, nefrit denilen böbrek iltihapları, idrar yolu ve böbrek kanserleri, taş hastalığı, böbrek tüberkülozu, idrar kesesi hastalıkları ve böbrek kistleridir. Ayrıca prostat ve rahim hastalıklarında idrar yollarında sorun olmadığı halde idrara kan karışabilir.

Hematüriye yol açan hastalıkların çoğunda ortak nokta bu hastalıkların erken tanı ile tedavilerinin mümkün olmasıdır. Bu nedenle idrarında kanama saptanan hastaların mutlaka nefroloji ve üroloji uzmanlarınca birlikte değerlendirilmesi gereklidir.

idrarda protein kaybı

Çoğu kez tesadüfen basit idrar incelemesi ile saptanır ancak genellikle ciddi bir böbrek hastalığının belirtisidir. İdrarla protein kaybının miktarı çok olursa köpüklü idrar izlenebilir. Birlikte idrarda kanama da bulunabilir. 

İdrarla günde 3-3.5 gramdan fazla protein kaybı var ise nefrotik sendrom olarak isimlendirilir. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.

İdrarda protein saptanan hastalarda ayrıntılı inceleme gerekir. Tanı için 24 saat idrar toplayarak protein kaybının miktarını saptamak ve böbrek biyopsisi gerekebilir. Tedavi idrarla protein kaybına yol açan hastalığa bağlıdır. 

kistik böbrek hastalıkları

Kistler içi sıvı dolu keseciklerdir. Vücudun değişik bölgelerinde izlenebilir; böbrek de bunlardan birisidir. Kistler hiçbir belirtiye yol açmayabileceği gibi yüksek tansiyon, iltihap, taş, kanama, böbrek yetmezliği gibi sorunlara yol açabilirler.

Böbrek kisti tanısı ultrasonografi, tomografi gibi radyolojik yöntemlerle konur. Böbrek kistleri, böbrek kanseri ile karışabilir.

Böbrek kistleri görülme yaşı, yerleşim yeri ve diğer belirtilerine göre sınıflandırılırlar. Yaşla birlikte sıklığı artar. 70 yaşın üzerindeki insanların üçte birinde değişik boyutlarda ve çok sayıda kist bulunabilir.

Tedavide çoğu kez basit kistlerin takibi yeterlidir ancak önemli olan kistin niteliğini anlamaktır, ailesel kistik hastalıkları ve böbrek kanserinden ayırt edilmelidir. 

kronik böbrek hastalığı (üre keratinin yüksek)

Kronik böbrek hastalığı, dünyada olduğu gibi ülkemizde de adeta salgın halini almış olan önemli bir sağlık problemidir. Kronik böbrek hastalığı denince akla diyaliz hastaları gelebilir. Aslında diyaliz hastaları kronik böbrek hastalığı sorununun buz dağının su üstündeki kısmını oluşturmaktadır. Türk Nefroloji Derneği tarafından 2009 yılında yapılan CREDIT çalışması, Türkiye'de erişkinlerin % 16’sında kronik böbrek hastalığı olduğunu göstermiştir. Bu oran, basit bir hesapla ülkemizde yaklaşık 7.5 milyon kronik böbrek hastası bulunduğu, yani her 6–7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğu anlamına gelmekte ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğuna dikkat çekmektedir. Sinsi seyretmesi nedeni ile erken dönemde tanısı zordur. 

Ülkemizde böbrek yetmezliğinin sık nedenleri şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve nefrittir. İdrar yollarının çeşitli hastalıkları (idrar yollarında daralma, idrarın idrar kesesinden yukarı böbreğe kaçması….) da böbrek yetmezliğine yol açabilir.

İlk dikkati çeken belirti gece idrara kalkmadır. Uykuya dalmadan önce fazla sıvı almadan gece idrara kalkma böbrek yetmezliğinin ilk bulgusu olabilir. Ancak aşağıdaki belirtilerden herhangi biri var ise kişide kronik böbrek hastalığı olabilir.

Hipertansiyon

İdrarda kan/çay rengi idrar

Köpüklü idrar

Bulanık idrar

İdrar yaparken ağrı

Sık idrara gitme

Acil idrara gitme ihtiyacı

İdrar yaparken zorlanma

Yavaş idrar yapma

Kum dökme

Taş hastalığı

Gece idrara kalkma

Böğür/sırt ağrısı

Ayak bileklerinde şişme

Yüzde şişlik

Hastalık ilerledikçe D vitamini üretimi azaldığı için kemik hastalıkları, kan yapımı ile ilgili eritropoietin azaldığı için kansızlık olabilir. Kansızlık da gece idrara kalkma gibi böbrek yetmezliğinin ilk bulgusu olabilir.

Hipertansiyon da izlenebilir.

Hastalık erken dönemde sinsi olduğu için tanı çok kez tesadüfen yapılan bir kan veya idrar tahlili ile konur.

Tedavi böbrek yetmezliğinin nedeni ve derecesine göre değişir. Hastaya göre değişmekle birlikte diyaliz ve böbrek nakli genellikle serum kreatinin düzeyi 5-6 mg/dl olunca gündeme gelir. Hafif böbrek yetmezliği olan hastalar tedavilerine dikkat ederlerse yıllarca diyaliz tedavisine gerek duymayabilirler. Bu nedenle erken tanı çok önemlidir.

nefrit

Böbreğin iltihabi hastalıkları nefrit olarak isimlendirilir. Nefrit nedenleri ikiye ayrılır:

1.Mikrobik olmayan nefritler: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları ikiye ayrılır.

A.Glomerülonefrit

B.Tübüler nefrit (Tübülointerstisiyel nefrit)

2.Mikrobik nefritler (piyelonefrit): Piyelonefritin diğer bir ismi de üst idrar yolu infeksiyonudur.

Türkiye'de kronik böbrek yetmezliğinin sık nedenlerinden birisi glomerülonefrittir. Belirti ve bulgular glomerülonefritin tipine göre değişir. Hastanın muayene edilmesi, kanda üre ve kreatinin bakılması ve basit idrar incelemesi ile glomerülonefrit tanısını koymak genellikle çok kolaydır. Muayenede glomülonefrit bulguları el, ayak ve göz kapaklarında şişme, idrar renginde koyulaşma (idrar çay rengini alabilir) ve yüksek tansiyondur. İdrar incelemesinde kanama ve protein kaybı glomerülonefrit lehine bulgulardır. Glomerülonefrit tanısında asıl zorluk glomerülonefrite yol açan hastalığın saptanmasıdır. Glomerülonefrite yol açan neden genellikle saptanamaz. Glomerülonefritin tipini anlamak için böbrek biyopsisi yapılmalıdır yani böbrekten mikroskopik inceleme için parça alınmalıdır.

Pratikte glomerülonefritler 5 şekilde karşımıza çıkar. Hastanın hiçbir şikayeti olmayabileceği gibi ileri böbrek yetmezliği de olabilir.

1.İdrar incelemesinde anormallikler: Hastada hiçbir belirti ve bulgu yoktur. Başka bir nedenle doktora giden hastaya yapılan idrar incelemesinde kanama veya protein kaybı saptanır.

2.Nefrotik sendrom: İdrarla günde 3-3.5 gramdan fazla protein kaybı vardır. Hastanın el, ayak, yüz ve diğer bölgelerinde üzerine basınca iz bırakan şişlikler vardır. Ayrıca kanda albümin seviyesi düşer, kolesterol düzeyi artar.

3.Ani başlayan glomerülonefrit: Bu hastalarda ön plandaki sorunlar idrarda kanama, yüksek tansiyon ve vücutta sıvı birikmesidir. Çocuklarda streptokok infeksiyonlarını takiben gelişen nefritlerin çoğu bu gruba girer.

4.Kronik glomerülonefrit: Bu hastalarda idrarla kanama, protein kaybı, yüksek tansiyon ve şişlik vardır, hastalık uzun sürelidir.

5.Hızlı ilerleyen nefrit: Kısa sürede böbrek yetmezliği gelişir ve hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duyar.

Tedavi her hastada farklıdır. Böbrek biyopsisinin sonucu ve hastada mevcut olan sorunlara göre tedavi planlanır.

ödem

Vücutta sıvı birikmesidir ve yaygın karşılaşılan bir sorundur. Şişlik bacaklarda, ellerde ve göz kapakları etrafında fark edilebilir. Akciğerlerde de su birikebilir. Genellikle ciddi bir hastalığın belirtisidir.  Ödeme yol açan hastalıklar:

1.Böbrek hastalıkları

2.Karaciğer hastalıkları

3.Kalp hastalıkları

4.Hormonal hastalıklar

5.Damar tıkanmaları

6.Diğer hastalıklardır.

Ödemi olan hastalarda bu hastalıklar araştırılmalıdır. Bu amaçla çeşitli laboratuvar incelemeleri gereklidir. Ödem tedavisine başlamadan önce ödeme yol açan hastalık araştırılır ve tedavi altta yatan hastalığa göre planlanır. 

organ bağışı

Organ nakli nedir?

Yetmezliğe girmiş bir organın görevlerini yapmak için canlı veya kadavra vericiden sağlanan organın hastaya takılma işlemidir.

Organ bağışı nedir?

Kişi hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamı sona erdikten sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi veya beyin ölümü gerçekleşmiş, tıbben ölü kişilerin organlarının, organ yetmezliği olan hastalara nakline yakınları tarafından izin verilmesidir.

 

Kadavra verici nedir?

Hayatta iken, tıbben yaşamı sona erdikten sonra organlarının kullanılmasına izin vermiş veya beyin ölümü gerçekleştikten sonra ailesi tarafından izin verilmiş kişidir.

Hangi organ ve dokular için söz konusudur?

  • Kalp/Akciğer
  • Karaciğer
  • Böbrek
  • Pankreas
  • Kornea
  • Kalp kapakçığı
  • Kemik, Deri, Tendon
  • Diğer organlar

 

Beyin ölümü nedir?

Kişinin solunum dahil tüm beyin işlevlerini geri dönüşümsüz olarak kaybetmesi durumudur. Bu kişiler mevcut durumlarını ancak solunum makinesi desteği ile sürdürebilirler. Beyin ölümü tanısı konmuş bir hasta tıbben “ölü” olarak kabul edilir ve bu durumun değişmesi mümkün değildir. Tıbbi desteğe rağmen genellikle 48-72 saat içerisinde bu hastaların kalbi dahil diğer tüm organları da çalışamaz duruma gelir.

Beyin ölümü ve bitkisel hayat arasında ne fark vardır?

Bitkisel hayattaki hastalarda beyinde çok az da olsa fonksiyon vardır. Hastalar solunum cihazına gerek duymayabilir.

Beyin ölümü tanısı nasıl konur?

Hasta, dört kişilik bir uzmanlar heyeti tarafından ayrıntılı bir şekilde değerlendirilerek klinik ve laboratuvar incelemeler yapılır. Bu incelemelerin sonunda beyin ölümü tanısı oy birliği ile konur, ancak en ufak bir tereddüt var ise tanıdan kaçınılır.  

Beyin ölümü tanısı koyan ekipte kimler vardır?

Kardiyolog, nörolog, beyin cerrahı ve anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanı olmak üzere 4 kişiden oluşur ve karar oy birliği ile verilir (Kaynak: Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun, Resmi Gazete, Tarih:03.06.1979  Sayı:16655). Bu kurul, organ naklini gerçekleştirecek olan ekipten tamamen bağımsızdır.

Organ bağışı hastanın tıbbi bakımını etkiler mi?

Hayır. Organ bağışlayan kişinin organlarının kullanılması, ancak o kişiye tıbben yapılacak tüm tedaviler uygulandıktan ve bu tedavilerin başarısız olduğu ispatlandıktan sonra beyin ölümünün gerçekleşmesiyle gündeme gelir.

Organ nakli neden önemlidir?

İyileşmesi mümkün olmayan son dönem organ yetmezliği gelişen hastalığı (Böbrek yetmezliği, karaciğer sirozu, ileri kalp yetmezliği, vs) olan hastaların en başarılı tedavi yöntemi organ naklidir. Organ nakli hastaların yaşam kalitesini (sosyal/ekonomik) arttırır ve yaşam süresini uzatır. Böbrek yetmezliği olan hastaların diyaliz tedavisi ile yeni bir organ bekleyecek kadar zamanları vardır ancak karaciğer sirozu, ileri kalp yetmezliği gibi hastalıkları olan hastaların zamanları sınırlıdır. Bugüne kadar çok sayıda hasta, organ vericisi bulunamaması nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Organ nakli için en önemli kaynak ise beyin ölümü gerçekleşmiş hastalardır.

Organlarımı bağışlamıştım, vazgeçebilir miyim?

Evet. Yanınızda taşıdığınız bağış kartını yırtıp atmanız ve ailenize organlarınızı bağışlamak istemediğinizi söylemeniz yeterlidir.

Bağışladığım organlarım para ile bir başkasına satılabilir mi?

Hayır. Türkiye’de bugüne kadar böyle bir olay olmamıştır ve olma olasılığı yok kabul edilebilir. Medyaya yansıyan organ ticareti haberleri tek böbreklerini para ile satan insanları anlatmaktadır.

Organ bağışında yaş sınırı var mıdır?

18 yaşından büyük ve akli dengesi yerinde olan herkes iki tanık huzurunda ve hekim onayı ile organlarının tamamını veya bir bölümünü bağışlayabilir. Beyin ölümü gerçekleşmiş 18 yaşından küçüklerin organlarının kullanılabilmesi için ebeveynleri izin vermelidir.

Organlarımı bağışlamak için ne yapmalıyım?

Bir organ bağış kartı alıp yanınızda taşımanız yeterlidir. Organ bağış kartlarını hastanelerden temin edebilirsiniz. Organlarını bağışlayan bir kişinin bu durumdan ailesini önceden haberdar etmesinde yarar vardır. Bu sayfadan temin edebileceğiniz bir bağış kartını doldurup ailenizi kararınızdan haberdar etmeniz genellikle yeterlidir. Aileniz organ bağışı kararınızı sizin vasiyetiniz olarak kabul etmelidir.

Ben sadece böbreklerimi bağışlamak istiyorum, ne yapmalıyım?

 

Bağış kartında bunu belirtmeniz yeterlidir.

Organ bağışı dini inançlara aykırı mıdır?

Kesinlikle hayır. İslam dini de dahil olmak üzere tüm büyük dinlerde organ bağışına aykırı bir durum yoktur. 

polikistik böbrek hastalığı

 Polikistik böbrek hastalığı kalıtsal geçiş gösteren, başta böbrek olmak üzere birçok organda kist oluşumuna neden olan bir hastalıktır. Hastalığın ortaya çıkması için anne veya babanın birisinde hastalık olmalıdır. Nadiren anne veya babada hastalık olmadan da görülebilir. Genetik geçiş özelliği otozomal dominanttır yani anne veya babasında hastalık olan bir çocukta hastalığın görülme sıklığı % 50’dir (yarı yarıya). Cinsiyet ayırımı yoktur yani kız ve erkek çocuklarda görülme şansı eşittir.

Polikistik böbrek hastalığı kalıtsal olmasına rağmen ilerleyen yaşlarda belirti verir. Burada bahsedilen erişkin tip polikistik böbrek hastalığıdır; bir de çocuklarda görülen polikistik böbrek hastalığı vardır. Çocuklarda görülen polikistik böbrek hastalığının seyri çok farklıdır, böbrek yetmezliği erken yaşlarda (çoğu zaman ilk aylarda) ortaya çıkar ve hızlı seyreder.

Polikistik böbrek hastalığında böbrek dışında karaciğer, pankreas, dalak, akciğer, tiroid, beyin, yumurtalık gibi organlarda da kist görülebilir. Polikistik böbrek hastalığında kalp kapakçıkları etkilenebilir, beyin damarlarında genişlemeler (anevrizma) olabilir, kalın bağırsakta keseleşmeler (divertikül) gelişebilir ve karında fıtık görülebilir.

 

Böbrekteki kistler ağrı, yüksek tansiyon, iltihap, taş, kanama, böbrek yetmezliği gibi sorunlara yol açabilirler. Kistlerin gerilmesi, iltihap, kanama gibi nedenlerle bazen ağrı olabilir. Kanama kist içine olabileceği gibi idrardan da olabilir. Kistler bazen çok büyüyerek karnı doldurabilir.

 

Yüksek tansiyon tedavisi çok önemlidir. Böbrek yetmezliği ortaya çıkarsa yani böbreğin süzme fonksiyonu azalırsa kanda üre, kreatinin gibi maddeler yükselmeye başlar. Son dönem böbrek yetmezliği gelişirse diyaliz ve böbrek nakli gündeme gelir. Aile taraması yaptırmak gerekebilir. 

şekere bağlı böbrek hastalığı

Şeker hastalığında en çok etkilenen organlardan birisi de böbreklerdir. Tedavide sağlanan gelişmeler sonucu şeker hastalarının daha uzun süre yaşaması nedeni ile günümüzde şeker hastalığına bağlı böbrek sorunları daha sık görülmektedir. Ülkemizde diyaliz tedavisi altındaki böbrek yetmezliği hastalarında en sık neden şeker hastalığıdır. Şeker hastalarında görülen böbrek sorunları diyabetik nefropati olarak isimlendirilir.

Diyabetik nefropati 5 evreden oluşur.

1.Büyüme ve aşırı fonksiyon

2.Sessiz evre

3.Gizli diyabetik nefropati

4.Belirgin diyabetik nefropati

5.Son dönem böbrek yetmezliği

Tedavi hastalığın evresine göre değişir. Yüksek tansiyon tedavi edilmeli, kan şekeri kontrol altına alınmalıdır. Doğru tedavi ile diyabetik nefropatinin ilerlemesi önlenebilir. Böbreğin süzme fonksiyonları iyice azalırsa diyaliz, böbrek nakli gibi tedaviler planlanır.

Uzmanlarımıza Sorun
Uzmanlarımıza Sorun
İsim Soyisim(*) :  
Telefon(*) :  
Şehir :
E-mail(*) :  
Mesajınız(*) :  
Rapor Gönder :
Güvenlik :
Top