Türkçe    English   русский 

şifremi unuttum

Şifremi Unuttum

sağlık köşesi

Beyin Tümörleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

20 Aralık 2016

•    Beyin tümörleri hangi yaşlarda görülür?
Beyin tümörleri yenidoğandan başlayarak her yaşta görülebilirler. Ancak en sık erişkin yaş grubunda rastlanılır. Her yıl 100 bin kişiden beş ila yedisinde beyin tümörü görülmektedir.

•    Beyin Tümörlerinin oluşumunun sebebi nedir?

İnsan vücudunda çok az tümörün oluşum sebebi bilinmektedir. Beyin tümörlerinin neden oluştuğu konusunda yoğun araştırmalar yapılmaktadır. Günümüzde bir hücrenin tümör oluşturacak şekilde kontrolden çıkması ve aşırı çoğalması ile tümör haline gelmesine neden olan en önemli unsurun genetik faktörler olduğu kabul edilmektedir. Bunun dışında radyasyon, kanserojen kimyasal maddeler ve virüsler de suçlanmaktadır. Bazı beyin tümörleri kalıtsal olabilmektedir.

•    Erken teşhisin önemi nedir?

Bir tümör ne kadar erken tanı alırsa tedavi şansı daha çoktur. Pek çok kötü huylu tümör daha küçük boyutta iken ameliyat edilebilirse diğer tedavilere verdiği yanıt da o derece iyidir.

•    Baş ağrısı tümörün belirtisi olabilir mi?

Her başağrısı beyin tümörü demek değildir. Beyin tümörleri kafatası içinde yer kaplarlar ve basınç artışına neden olurlar. Bu durumda oluşan başağrıları daha sıkıcı, şiddetli, zor geçen ve diğer bazı belirtilerle (kusma, görme ve işitme bozuklukları, kol ve bacaklarda güçsüzlükler, dengesizlik gibi) beraber seyreden ağrılardır.

•    Baş ağrısı çekenlerin MR çektirmesi gerekir mi?

Günümüzde ciddi başağrısı olan her hastanın ayrıntılı muayene ve uygun yöntemlerle (BT ve/veya MR gibi) tetkik edilmesi benimsenmiştir.

•    Beyin tümörünün erken belirtileri var mıdır, bunlar nelerdir?

Bazı beyin tümörleri uzun süre belirti vermez veya çok az yakınmaya neden olurlar. Özellikle iyi huylu yavaş büyüyen kitleler ve doğumsal tümörlerde tanı konulması yıllarca gecikebilir, bazen de tesadüfen bulunurlar. Beyin tümörlerinde genel belirtiler iyi tanımlanmıştır: başağrısı, kusma, görme azalması, çift görme, epilepsi nöbeti geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük ve uyuşma, unutkanlık, konuşma bozukulukları, dengesizlik ve yürüme bozukluğu, hormonal dengesizlikler gibi…

•    Beyin tümörleri kaç çeşittir?

Beyin tümörleri çok çeşitlidir. WHO(Dünya Sağlık Örgütü)’nün Sinir Sistemi Tümörleri sınıflandırmasına göre, insan sinir sisteminde  7 ana grup altında 30’dan fazla farklı türde tümör görülebiliyor…Genel olarak kafatası içindeki tümörlerin hepsi beyin ve sinirle ilişkili dokulardan kaynaklanmaz. Bazıları beyin zarlarından, kan damarları ve diğer hücrelerden oluşabilirler ya da vücuttaki başka kanserler kafatası içine yayılım yapabilirler.

•    Her baş ağrısı beyin tümörünü mü işaret eder, ilk işaret baş ağrısı mıdır?

Ani, şiddetli ve kolay geçmeyen, patlayıcı tarzdaki başağrıları çok önemlidir ve kafa içerisinde ani kanamaların belirtisi olabilirler. Hemen tetkik edilmelidirler. Bazı ağrılar da şiddetli olmamasına rağmen uzun süreli ve sıkıcı tarzda olurlar ki kafa içindeki bir tümör oluşumunu düşündürebilirler. Başağrılarının büyük kısmı migren, tansiyon yüksekliği veya stres kaynaklıdır.

•    Beyin tümörü ne kadar büyükse o kadar tehlikeli midir?

Bir beyin tümörünün büyük olması tehlikeli veya kötü huylu olması anlamına gelmez. Bazı iyi huylu tümörler belirti vermeden çok büyük boyuta ulaşabilirler. Bazen de çok küçük bir tümör beynin çok tehlikeli bir yerinde olabilir.

•    Alınması gerekmeyen tümörler var mı?

Bazı doğumsal tümörler ve iyi huylu kitleler aralıklı tetkikler ile takip edilebilirler.Mutlaka ameliyat edilmeleri gerekmez.

•    Nöro check upla hangi hastalıkları teşhis edilebilir?

Ayrıntılı muayene ve tetkikler ile erken safhada bazı sinir sistemi hastalıkları, beyin tümörleri ve beyin damar hastalıkları teşhis edilebilir. Nöro-check-up bu amaçla dizayn edilmiştir.

•    Nöro Check-Up Neden Yapılır?

•    Bedenin diğer kısımları gibi sinir sistemi de yaşlanma ile bazı fonksiyonları yerine getirmekte zorlanmaktadır. Bazı nörolojik hastalıkların tanısı ise ancak hastalık ilerlediğinde yapılabilmektedir. Bu check-up'ın amacı sinir sistemindeki olası aksaklıkları erken tanımak ve önlem/tedavi seçeneklerini belirlemektir.

•    Kimler İçin Uygundur?

•    Sinir sistemi ile ilgili bir hastalığı olsun olmasın 50 yaş altı ve 50 yaş üstündeki bireylerin ayrı ayrı detaylı nörolojik/ nöroradyolojik ve nöroşirürjikal değerlendirilmesi için dizayn edilmiştir. 

•    Hangi Tetkikler Yapılır?

•    Nöro Check-Up öncesi kardiyoloji check-up'ının yapılması önerilir. Nöro Check-Up şunları içerir: ayrıntılı nörolojik ve sistemik muayene, rutin ve sinir sistemine özgü bazı parametrelerin bakıldığı ayrıntılı biyokimyasal testler, akciğer grafisi, daha önce kardiyolojik check-up yapılmadıysa EKG ve EKO kardiyografi tetkikleri, beyin MR incelemesi, kısa nöropsikometri testi ve gereken hastalara EEG, EMG ve diğer MR incelemeleri.Nöro Check-Up'ın yılda bir kez yapılması önerilir. 

•    Nöro check up ile neleri önleyebiliriz?

Bazı beyin tümörleri erken safhada ve küçükken tanınabilir. Aynı şekilde doğumsal ve sonradan gelişen damarsal problemler görülebilir. Yaşlanma ve dokuların bozulması ile seyreden nörolojik hastalıklar teşhis edilebilir.

•    Beyin tümörünün iyi mi yoksa kötü huylu mu olduğu nasıl anlaşılır?

Günümüzde ileri MR incelemeleri ile iyi huylu/kötü huylu tümörler çok yüksek bir doğrulukla ayırt edilebilmektedir. Bunun yanı sıra PET CT/MR gibi yardımcı yöntemler de kullanılabilir. Ancak bir tümörün cinsi ancak dokusunun patolojik olarak incelenmesi ile net olarak isimlendirilebilir.

•    BEYİNLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLER

Son yıllarda gelişen MR teknolojisi beynin işlevleri konusunda çok ayrıntılı bilgiler verebiliyor. Beyin cerrahisi yönünden bu teknolojiler; beyin içindeki sinir yollarının, önemli merkezlerin (konuşma merkezi, hareket merkezi gibi) gösterilmesi yanında tümör dokusu içindeki bazı maddelerin ölçülmesi ile tümör cinsi konusunda ameliyat öncesi bilgi edinilmesi şeklinde…

Beyin tümörlerine nokta atışı 

Beyin tümörü ameliyatlarında kullanılan yeni teknolojiler, tümörün tam olarak çıkartılmasını sağlıyor. Bu da hastalarda sağkalım süresini en olumlu etkileyen parametre...Son yıllarda gelişen teknolojiler sayesinde beyin tümörleri artık daha erken ve sıklıkla teşhis ediliyor. Hastalığın belirtileri tümörün yerleşim yeri ve büyüklüğüne bağlı olarak farklı şekillerde görülebiliyor. 

Beyin Tümörlerinde Görülebilen Belirtiler;

- Baş ağrısı
- Kusma,
- Bulantı,
- Görme bozukluğu,
 -Bilinç bozulması,
- Havale geçirme,
- Kol ve bacaklarda güçsüzlük,
- Sinirlilik,
- İştahsızlık,
- İşitmede azalma,
- Unutkanlık,
- Konuşma ve anlamada yetersizlik,
-Yazamama,
-Dengesizlik,
-El ve ayaklarda büyüme şeklindedir. 

Beyin ameliyatlarında en önemli risk nedir?

Beyin dokusundan kaynaklanan tümörlerle ilgili en önemli sorun, bu tümörlerin ameliyat sırasında normal beyin dokusundan ayırt edilememesi ve tümör sınırlarının tam olarak anlaşılamaması olabiliyor. Diğer cerrahi branşlardan farklı olarak beyin cerrahisinde, tümörün etrafından geniş bir sağlam doku ile çıkartılması mümkün değil, çünkü beyinde milimetrik düzeyde bile olsa normal doku kaybı hastanın konuşma, hareket ve diğer birçok fonksiyonunda kayba yol açabiliyor. 

Son teknolojik yöntemler nelerdir?

Nöronavigasyon:

Yeni ameliyat teknolojileri ile yanılma payı yok oluyor. Normal beyin dokusunu koruyarak tümörün mümkün olduğunca fazla veya tam olarak çıkartılması en önemli amaç... Bu sebeple uzun süredir nöronavigasyon adı verilen yöntemi kullanıyoruz. Bu yöntemde, hastanın ameliyat öncesi çekilen nöroradyolojik görüntüleri özel bir cihaza yüklenerek, kafatasının gerçek anatomik yapısı ile MR görüntülemede elde edilen sanal anatomik yapıların birbiri ile çakıştırılması yardımıyla ameliyat esnasında beynin içinde hangi alanlarda olduğumuzu görebiliyoruz. Ancak kafatası açıldıktan sonra dokularda belli bir oranda yer değişimi oluyor ve nöronavigasyonun doğruluğu etkilenebiliyor. Bunu engellemek için intraoperatif MR, intraoperatif BT veya intraoperatif ultrason gibi yöntemler eklenerek gerçek zamanlı görüntüler elde etmek mümkün. Bu yöntemler arasında intraoperatif ultrason en pratik kullanımı olan yöntem, hastanın ameliyat sırasında MR veya BT cihazına transferi gerekmiyor, kolaylıkla uygulanıyor. Son dönemde nöronavigasyon ile intraoperatif ultrasonu kombine ederek kul- lanıyoruz ve tümör çıkartılmasında ciddi yararlarını gördük.

Floresan guided:

 Son olarak bu teknolojilere floresan kılavuzluğunda yapılan cerrahi eklendi. Ameliyat başında verilen özel floresan ilaç ve özel mikroskop filtreleri yardımıyla tümörün farklı renklerde görünmesi, bu sayede normal dokunun korunarak tümörün tamamıyla çıkartılması mümkün. Türkiye’de şu anda sadece Liv Hospital’da ve Avrupa’da birkaç sayılı merkezde uygulanan bu yöntemde özellikle beynin primer ve metastatik tümörlerinde çok daha etkin tümör çıkartılması mümkün oluyor. Bu yöntem için dünyadaki en son teknoloji ameliyat mikroskobu hastanemizde son aylarda kullanılmaya başlandı. Tümörün tam olarak çıkartılması da bu hastalarda sağ kalım süresini en olumlu etkileyen parametre. Diğer iki yöntem ile floresan kılavuzluğu birleştiğinde; beynin teknik olarak tümör çıkartılması çok zor olan bölgelerinde bile, herhangi bir komplikasyona yol açmadan başarılı ameliyatlar gerçekleştirebiliyoruz. Bu konudaki son araştırmamız uluslar arası bir beyin cerrahisi dergisi tarafından yayınlandı. Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniği olarak, bu alanda sonuçlarını bilimsel ortamda yayınlayan dünyadaki ilk dört merkezden birisiyiz. Diğer merkezler Almanya’da Regensburg Üniversitesi, İtalya’da Milano Carlo Besta Enstitüsü ve ABD’de Indianapolis Indiana Üniversitesi..

WHO(Dünya Sağlık Örgütü)’nün Sinir Sistemi Tümörleri sınıflandırmasına göre, insan sinir sisteminde  7 ana grup altında 30’dan fazla farklı türde tümör görülebiliyor…

Her beyin tümörü kötü huylu değil!
Çocuklarda beyin tümörleri lösemiden sonra ikinci sırada…

Beyin tümörü ameliyatlarında son yıllarda kullanılan floresan boyalarla tümörlerin daha fazla ve güvenli olarak ameliyatla çıkartılması mümkün olabiliyor.

Kötü huylu beyin tümörlerinde yaşam süresi çıkartılan tümör miktarı ile yakından ilişkili. O nedenle bu hastalarda normal doku ve fonksiyona zarar vermeden mümkün olan en fazla tümör dokusunun çıkartılması çok önemli. Bu nedenle son yıllarda beyin cerrahisinde daha güvenli şekilde daha çok tümörün çıkartılmasını sağlayan yöntemler ameliyat sırasında kullanılmakta… Bunlar mikrocerrahi, tümör boyama teknikleri, nöromonitörizasyon ve ameliyat sırasında kullanılan navigasyon/ultrason/MR/BT gibi yöntemlerdir. Buna bağlı olarak beyin tümörlerinin ameliyat komplikasyonları son derece düşük düzeylere indi.
Her beyin tümörünün ameliyatı ve beklenen komplikasyonlar aynı değil.

Kadınlarda Rahim Ağzı Kanserinin Çözümü: Tarama ve HPV Aşıları

20 Aralık 2016

Yüksek-riskli Human papillomavirus (HPV) virüslerinin uzun süreli enfeksiyonu sonucu ortaya çıkan rahim ağzı kanserinden korunmanın en etkin yolu ise, bu virüse karşı geliştirilen koruyucu aşıların uygulanması. İdeal olarak ilk cinsel ilişki öncesi HPV aşısının uygulanması gerektiğini söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer, “HPV virüsü ile genellikle ilk cinsel ilişkiyi takip eden birkaç yıl içerisinde karşılaşılır. HPV virüsü servikse yerleşse dahi, genellikle takip eden 12 – 24 ayda vücuttan tamamen atılır. Ancak bazı kişilerde virüs vücuttan atılamaz ve rahim ağzı kanseri riski oluşturabilir." dedi. 

Tarama: Neden ve nasıl yapılıyor?

Rahim ağzı (serviks) kanseri, en sık karşılaşılan jinekolojik kanserler arasında yer alır.  Günümüzde serviks kanserinin en önemli nedeninin, HPV (Human papillomavirus) virüsü olduğu biliniyor. Düzenli yapılan tarama testleri sayesinde, kanser öncüsü durumlar erken yakalanıyor ve kanser oluşmadan tedavi sağlanabiliyor. Tarama, jinekolojik muayene ile yapılır. Rahim ağzına sürülen yumuşak bir fırça yardımıyla o bölgedeki hücreler toplanır. Bu hücrelerin bir mikroskopi camı üzerine yayıldığı ve incelendiği yönteme pap-smear testi, hücreler içerisinde - eğer mevcutsa - HPV virüsünün DNA'sının tespit edildiği yönteme HPV-DNA testi adı verilir. Serviks kanseri taramasına, cinsel olarak aktif kadınlarda 21 yaşından itibaren başlanılmalıdır. 21 ile 29 yaş arasında 3 yılda bir pap-smear testi uygulanır. 30 yaşından sonra ise her 5 yılda bir HPV-DNA ve pap-smear testleri birlikte uygulanmalıdır. Buna alternatif olarak, 3 yılda bir tek başına pap-smear testi uygulanabilir.

Şüphe varsa kolposkopi yapılmalı

Tarama testi sonuçlarına göre, eğer kanser öncüsü bir durumdan şüphe edilirse kolposkopi işlemi uygulanır. Kolposkopiyi uygulayan hekim mutlaka bu alanda özel olarak eğitimli ve tecrübeli olmalıdır. Kolposkopi esnasında rahim ağzı ayrıntılı bir şekilde gözlemlenir. Şüpheli bölgelerden küçük biyopsiler alınarak patolojik inceleme yapılır. Bu işlem genellikle 5-10 dakika arasında sürer ve anestezi gerektirmez. Patolojik inceleme sonucunda ileride kanser riski taşıyan bir durum saptanması halinde, riskli bölgenin temizlendiği servikal LEEP veya konizasyon işlemleri uygulanır. Serviks kanseri taramaları düzenli olarak yaptırıldığında ve kanser öncüsü durumlara erken müdahale edildiğinde, kanser oluşum riski yok denecek kadar azdır. 

Öksürük Gece Uykusunu ve Beslenmeyi Etkiliyorsa Dikkat!

02 Aralık 2016

Yenidoğan bebekler ve 1 yaşından küçük bebeklerin sıkça karşılaştıkları sağlık sorunlarından biri olan hırıltı her zaman zatürre, bronşit anlamına gelmez. Kimi zaman geçici burun tıkanıklığına bağlı ya da gırtlak kıkırdaklarının yumuşak olmasından kaynaklı geçici boğaz hırıltıları da olabilir. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz hırıltının nedenleri ve tedavisini anlattı.

Hırıltının sebepleri nelerdir?  

Hırıltının nedenleri bronş(oil)lerde oluşan tıkanmadır. Bu nedenden dolayı zorlanarak giren çıkan hava ıslık sesine benzer bir ses çıkarmaya başlar. Çocuğunuzun bu durumda oksijen alımını artırmak için daha hızlı ve daha sık bir şekilde nefes almaya başladığını fark edebilirsiniz. Anne babalar bu durumu genelde çocuğum sanki karnından nefes alıyor gibiydi diyerek tanımlar.

•    Nasıl fark edilir?

Hırıltı nefes almak birden fazla bulguyla beraber oluşabilir:

-  Çocuktaki nefes sayısının artması
-  Çocuğun daha çok nefes alabilmek için burun kanatlarının açılıp kapanması
-  Aynı nedenden dolayı kaburga kasları ve diyagramın etrafındaki kasların kasılıp gevşemesi
-  Daha çok nefes verirken görülen hırıltı, göğse bastırılması ile kedi mırıltısına benzer.

•    Hırıltıya karşı evde neler yapabilirsiniz?

Çocuklarda hırıltı genelde viral enfeksiyonlar kaynaklı olduğundan, yakın temastan kaçınılmalı, evde sık sık eller yıkanmalı. Ev ortamı temiz tutulmalı, sigara dumanı, kimyasal hava kirleticiler olmamalı, odanın nemi 40-45 derece, sıcaklık 22-24 derece arasında  olmalıdır.  Sıvı alımını artırmak, burun ve boğazdaki sekresyonları temizlemek önerilir.

•    Bebeklerde hırıltı görülürse ne zaman doktora gidilmelidir?

Öksürük çocuğun uykusunu, beslenmesini etkiliyorsa, hızlı nefes alıp veriyorsa, ateş eşlik ediyorsa, üst  üste öksürüp ardından kusuyorsa, hafif başlayıp giderek şiddetlendiyse, spazmatik öksürük veya krup dediğimiz boğuk öksürük varsa doktora mutlaka başvurulmalıdır. Viral enfeksiyon kaynaklı rahatsızlıklar bulaşıcı olduğu için çocuklarda hırıltı varsa gerekli önlemlerin alınmasını, olası bulaşıcılığı önlemek için hastalık sırasında çocuklar okula gönderilmemelidir. 

Kışı Sağlıklı Geçirin

14 Aralık 2016

Kışın mevsiminde soğuk havaya yoğun stres, uykusuzluk ve dengesiz beslenme de eklenince bağışıklık sistemi iyice zayıflıyor ve hastalıklara davetiye çıkarıyor. Kışı hasta olmadan, sağlıklı geçirmek için bağışıklık sistemini desteklemek şart! Liv Hospital Check up ve Sağlıklı Yaşam Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Eren Eroğlu sağlıklı bir kış için yapılması gerekenleri anlattı. 

Aşı yaptırın

Grip aşıları sihirli değnek değil ama gripten korunmanın da tek gerçek yolu. Hastalık kapıya dayanman önce yapılacak aşının fayda etme olasılığı yüksek.

Rengarenk beslenin

Sebzeler ne kadar renkliyse besin değerleri de o kadar yüksektir. Değişik günleri değişik renklere ayırın, bir gün sarı renklileri yiyin (greyfurt, bal kabağı, mısır, elma) bir gün koyu yeşilleri tercih edin (brokoli, pırasa, karalahana) kırmızı ve moru da ihmal etmeyin.
Yoğurdu bol tüketin, çünkü yoğurt;

•    İçindeki bol kalsiyumla kemik erimesini önler
•    Yüksek tansiyon riskini azaltır
•    Kolit ve kabızlığa iyi gelir
•    Vajinal akıntı ve enfeksiyonları engeller

Mevsimine göre beslenin

Günümüzde trend organik beslenmek olsa da, her şeyi mevsiminde yemek ve kendi bölgenizde yetişenleri tüketmek de tercih sebebi olmalı. Bir gıdanın üretiminden sofraya gelmesine kadar geçen süre taşıdığı besinlerin kaybolmaması açısından önemli. En iyisi yerel üretilen organik gıdaları tüketmek.

Abur cuburdan kaçının

Yemek sonrası masa başında sohbet ederken ya da televizyon seyrederken farkında olmadan atıştırmanın zararları oldukça fazla. Bunun önüne geçmek için

•    Ağzınıza sakız ya da naneli kalorisiz şeker atın
•    Kalkıp dişinizi fırçalayın
•    Ne yiyecekseniz inceleyin ve düşünün
•    Elinize bir bardak çay ya da su alarak meşgul olun.
Kışın yıpranan cildinize özen gösterin 

Soğuk havalar ve rüzgar bir anda cildinizi yıpratıp dudaklarınızı çatlatabilir. Dirsekleriniz kurumuş kaşınıyorsa ya da yüzünüzdeki T bölgesi kuruduysa alacağınız önlemler ile önüne geçebilirsiniz. 

Banyo zamanınızı kısaltın

Sıcak buharlı bir banyo ağrıyan kaslarınıza birebir gelebilir fakat aynı hızla cildinizin nemini de alıp götürür. Sıcak su, soğuk ya da ılık suya oranla cildin koruyucu doğal yağını daha hızlı çıkararak buna sebep olur. Çözüm banyo zamanını kısaltıp sıcak yerine ılık suyla yıkanmakta. Kurulanırken de kendinizi havluyla ovalayarak değil vücudunuza bastırarak kurutun.

Nemlendirici kullanın

Kuru bir ciltle baş etmenin en etkili yolu nemlendirici kullanmak. Cildiniz yağlı olsa bile nemlendirici kullanmak faydalı, sadece cildin gözeneklerini tıkamayacak birini seçmek gerekir.

Kışın da güneşten korunmak gerekli

Güneşin zararlı ışınlarının yüzde 80’i ince bulutlardan, sisten geçer ve dünyaya ulaşır. Bu nedenle güneşin kırışıklık yapma, benlere sebep olma ve cilt kanseri gibi zararlı etkilerinden korunmak için kışın da 15 ve üzeri güneş koruma faktörlerini kullanmak faydalı.

Soğuklar Saçlarınızı Yıpratmasın

18 Aralık 2016

Soğuyan havayla tıpkı cildimiz gibi saçlarımız da yıpranıyor, bakıma ve korunmaya ihtiyaç duyuyor. Soğuk, rüzgar, saçı sımsıkı tutan şapkalar ve bunun gibi pek çok etken saçlarda kurumaya, yıpranmaya ve dökülmeye sebep oluyor. Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay saç dökülmeleri, tedavisi ve saçlara yapılması gereken kış bakımı ile ilgili bilgi verdi. 

•    Saçlarımız neden dökülüyor?

Saç dökülmelerinde aslında en önemli rolü hormonlarımız oynuyor. Kadınlarda östrojen hormonunun az, erkeklerde androjenin fazla salgılandığı durumlarda saçlı deride yağlanma ortaya çıkıyor. Yağ, ölü hücreler, kirler ve tozlar karışarak “sebum” adını verdiğimiz bir sıvağ oluşturur. Normalde günde 50-100 tel saç dökülmesi olağan kabul edilebilir. Ancak folikül adını verdiğimiz saç kökleri sağlam kaldığı için, bu dökülenlerin yerine yeni saçlar çıkabilir. İşte bu sirkülasyon devam ederken yağ karışımı dökülen saç kökünün ağzını tıkar. Bu tıkacın üzeri zamanla tamamen örtülür ve beslenemeyen saç kökü ölür; bu saç kaybının başlangıcıdır.

•    Evde tedavi mümkün mü? 

Dökülmenin boyutuna göre değişir. Erken yaşlarda başlayan saç dökülmeleri dermatologlar tarafından belirlenen bir medikal şampuan, evde uygulanacak özel bakım kürleri ile kontrol altına alınabilir. Dökülmenin mevsimsel olağan bir dökülme olmadığı ortaya çıkarsa o zaman doktorların yazacağı reçete, hazırlatacağı özel karışımlar ve kürler ile hasta kendi tedavisini kendisi rahatlıkla evinde devam ettirebilir. Bir tansiyon ilacı çalışmaları sırasında, hayvan deneylerinde, kobaylardaki tüy artışından esinlenerek bir çalışma yapılmış ve tümüyle saç dökülmesine dönüştürülmüştür. Saç dökülmesinin derecesine göre değişik konsantrasyonlarda hazırlanan solüsyon doktorun uygun göreceği sürede kullanılarak hem saç dökülmesini durdurur hem de ölmemiş saç köklerinden saç çıkmasını sağlar. Ancak ilaç bırakıldığında başka tedavilerle kombine edilmezse, ilacın etkisi ile çıkan saçlar dökülebilir. Mutlaka tiroid testleri ve demir çinko tayinlerini yaptırmanız önerilir. Eğer ki demir çinko eksikliği söz konusuysa bunları içeren gıdalara ağırlık verilmeli, bunları içeren haplar kullanılmalıdır. 

ÖNERİLERE UYUN, SAÇLARINIZDAN OLMAYIN

•    Saçları sık yıkamak, saç derisinin yağ dengesini bozar ve saçlar daha fazla yağlanır. Saçınızı her gün yıkamayın. 2-3 günde bir ph 5.5 değerinde bir şampuanla yıkamak yeterlidir.
•    Jöle kullanmayın. Kullanırsanız da aynı gün saçınızı yıkayın. 
•    Stresten uzak durun. Yüksek stres saç kaybına neden olur. Kendinize zaman ayırmaya çalışın. 
•    Çok sıkı bere kullanmayın. 
•    Saçlarınızı nazikçe tarayın ve fırçalayın. Saçlara sert davranmak saç kaybını artıracaktır.
•    Saçlarınızı sabunla yıkamaktan kaçının, nem kaybına neden olur. 
•    Saçlarınızı daima az şampuan kullanarak yıkayın, daha çok şampuan kullanıldığında saçlarınız daha temiz daha bakımlı olmaz.
•    Bol su, sebze, meyve, süt ürünleri ve yeterince protein tüketin.
•    Saçınızı yıkadıktan sonrasında bakım yapın.
•    Saçların hava ile temasını kesmeyin. 
•    Sigara ve stres saç dökülmesini tetikleyen başlıca faktörlerden biridir.  Saç dökülmesinde ailevi yatkınlık da göz önüne alınması gereken bir faktördür.
•    Saç köklerinin güçlenmesi için sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin.
•    Saçlarınızı yıkadıktan sonra pamuklu havlular ile kurulayın, saç kurutma makinesi kullanmayın.

Neye Alerjiniz Olduğunu Biliyor musunuz?

19 Aralık 2016

Soğuk kış günlerinde sürekli grip mi oluyorsunuz? Ya da hapşırmaktan gözlerinizi açamıyor ve sık sık nezle mi oluyorsunuz? Aslında grip değil alerjinin etkisi altına girmiş olabilirsiniz. Basit cilt ve kan testiyle neye Alerjiniz olduğunun belirlendiğini söyleyen Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ferah Ece alerjiyle ilgili merak edilenleri anlattı.

Hayatı kabusa çevirebilir

Normalde vücudumuzu koruyan bağışıklık sistemin, bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere aşırı yanıt vermesi sonucunda ortaya çıkan reaksiyonlar alerji olarak nitelendiriliyor. Alerjik reaksiyona tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

Atopi nedir?

Atopi alerjik bünyeye sahip olmaktır. Yaşamımızın başlangıcında organizmamız yabancı maddelere karşılaştığında bağışıklık sistemimiz onları tanımaya ve belleğine almayı öğrenir. Ardından antijen dediğimiz bu yabancı maddelere karşı antikorlar üreterek yanıt veriri. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle aynı yanıt başlar. Atopik kişiler genetik olarak IgE tipi antikorlar üretme eğilimindedir. 

En yaygın alerjik maddeler

•    Ot ve ağaç polenleri
•    Ev tozu akarları
•    Evcil hayvanların deri veya tüyleri
•    Mantar veya küf sporları
•    Çeşitli gıdalar (Süt, yumurta, soya, deniz ürünleri, meyve ve kuruyemişler)
•    Hamam böcekleri
•    Arı sokmaları
•    Birtakım ilaçlar
•    Lateks
•    Kimyasal reçineler, lastik, nikel

Alerji tanısı nasıl konulur?

Tanıda cilt testi (Prick test) ve kan testi kullanılır. Cilt testinde en sık karşılaşılan alerjenler kullanılır, kişinin verdiği cilt reaksiyonu ölçülür, kan testinde ise vücudun oluşturduğu IgE antikorunun kandaki düzeyi ve belli bir madde veya maddelere karşı alerjik belirtiler varsa spesifik IgE düzeyi ölçülür.

Çalışan Kalbe de ByPass Ameliyatı Yapılabiliyor

24 Kasım 2016

Kalp damar hastalıkları tedavisinde son zamanlarda uygulanan çalışan kalpte by pass ameliyatları hasta konforu açısından çok önemli avantajlar sağlıyor. Normalde bypass ameliyatları sırasında kalp durduruluyor, akciğerler söndürülüyor, bu sırada da kalp akciğer pompası denen sisteme bağlanarak operasyon gerçekleştiriliyor. Çalışan kalpte bypass yönteminde ise, kalp akciğer pompası kullanılmıyor. Damarın olduğu bölge sabitlenerek bypass ameliyatı gerçekleştiriliyor. Kalp durdurulmadığı için çalışan kalpte bypass’ta emboli riskinin daha düşük olduğunu ve akciğer, böbrek gibi hayati organların operasyondan daha az etkilendiğini söyleyen Liv Hospital Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Özkara çalışan kalpte bypass’la ilgili merak edilenleri anlattı.

Çalışan kalpte bypass nedir?

Normalde bypass ameliyatları kalp durdurularak ve akciğerler söndürülerek yapılır. Bu esnada vücut kalp akciğer pompası denen bir sisteme bağlanır ve operasyon gerçekleştirilir. Kalp ameliyatları 30 senenin üzerinde bu şekilde güvenle yapılıyor. Ancak bu yöntemle bazı komplikasyonların oluşma riskleri artıyor. Çalışan kalpte bypass yöntemi ise, kalp akciğer pompası kullanılmadan bypass ameliyatlarının gerçekleştirildiği bir yöntemidir. Durdurulmuş kalpte bypass yapmak teknik olarak daha kolay bir yöntemdir. Çalışan bir kalpte bypass gerçekleştirmek özel stabilizatörlerin yardımıyla gerçekleştirilir. Damarın olduğu bölge sabitlenir ve bypass ameliyatı yapılır. Ancak atan kalpte bypass tecrübeli bir ekip tarafından klasik bir bypassta olduğu gibi yüksek başarı oranlarında yapılabilir. Kalbi durdurmadan bypass yöntemi, özellikle kalp gücü zayıflamış yüksek riskli hasta grubu için tercih edilen bir yöntem olarak gündeme girmiştir. Ancak kalp ameliyatının yüksek riskli olduğu bu hastalarda başarılı sonuçlar alınınca, standart bypass ameliyatlarında da başarılı bir şekilde uygulanabileceği düşünülmüştür. Günümüzde özellikle tecrübeli ekipler tarafından sıklıkla tercih ediliyor.

Her hastaya uygulanabilir mi?

Bypass ameliyatı olacak her hastaya teorik olarak uygulanabilir. Ancak bazı durumlarda ameliyat sırasında kalp akciğer pompası kullanma zorunluluğu doğabilir. Bypass ameliyatı ile birlikte hastanın aort kapağı, mitral kapağı ya da aort damarına müdahale edilecekse kalp akciğer pompasının kullanımı gereklidir. Atan kalpte bypass ameliyatları gerek anestezi gerekse cerrahlar için özel kurallar gerektiren bir ameliyattır ve bu konuda tecrübeli ekipler tarafından uygulandığında başarı oranları oldukça yüksektir.

Çalışan kalpte bypassın avantajları nelerdir?

•    Kalp durdurulmadığı ve aort damarı manipule edilmediği için bu ameliyatlarda emboli riski daha düşüktür. 
•    Beyin, akciğer ve böbrek gibi hayati organlar operasyondan daha az etkilenir. 
•    Kanama sorunları bu hastalarda daha az görülür. 
•    Hastalar daha hızlı bir şekilde toparlayabilir ve hastanede daha az kalabilir.

5 Soruda Robotla Akciğer Kanseri Tedavisi

24 Kasım 2016

Kanserden ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer alan akciğer kanseri; erken evrelerde başarı sağlanarak tedavi edilebilen bir kanser türüdür. Akciğerin cerrahi hastalıklarında ve akciğer kanserinde özellikle robotik cerrahinin (robot yardımı ile yapılan kapalı ameliyatlar)  açık ve video yardımlı/kapalı ameliyatlara belirgin teknik üstünlüğü nedeni ile ABD ve Avrupa’da giderek artan oranda kullanıldığını söyleyen Liv Hospital Göğüs Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Yuncu akciğerin cerrahi hastalıklarında robotik cerrahi ile ilgili merak edilenleri anlattı.

1)    Robotik cerrahinin, açık ve diğer kapalı ameliyatlardan farkı nedir?

Akciğerin cerrahi hastalıklarında ve akciğer kanserinde özellikle robotik cerrahi veya robot-yardımlı cerrahi, cerrahların pek çok kompleks işlemi, geleneksel yöntemlere göre daha hassas, daha esneklikle, daha kontrollü ve güvenli yapmasını sağlar. Akciğer kanserlerinde lenf bezlerinin temizlenmesi, video yardımlı ameliyatlardan daha başarılı şekilde yapıldığından, onkolojik bir üstünlük sağlar. Robotik cerrahi, minimal invaziv cerrahi denilen, küçük kesiler yoluyla yapılan kapalı ameliyatlar grubundadır. Göğüs cerrahisinde video yardımlı veya torakoskopik olarak adlandırdığımız kapalı ameliyatların uygun hastalarda açık ameliyatlara üstünlüğü kanıtlanmıştır. da Vinci Robotu 2000 yılında Amerika’da FDA tarafından onaylandıktan sonra, çeşitli branşlarda, çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanılmak üzere ABD ve Avrupa hastanelerinde hızla yayılmıştır. Robotik cerrahi sistem, bir kamera kolu ve cerrahi aletlerin tutturulduğu mekanik kolları içerir. Cerrah, ameliyat masasının yanında bir bilgisayar konsolunda otururken, kolları kontrol ederek ameliyatı yapar. Konsol, cerraha, cerrahi alanın yüksek çözünürlükte, büyütülmüş, 3 boyutlu görüntüsünü verir. Cerrah, ameliyat sırasında asiste eden diğer ameliyat ekibini konsol başından yönetir.

2)    Avantajları nelerdir?

Robotik sistemi kullanan cerrahlar, geleneksel yöntemler ile karşılaştırıldığında, operasyon sırasında daha yüksek bir hassasiyet, esneklik ve kontrol ile cerrahi alanın daha iyi görüntüsü avantajına sahip olurlar. Robotik sistemde kullanılan aletler, göğüs içinde el bileğinin sahip olduğu hareket esnekliğini cerraha sağlarlar. Robotik cerrahi sistemini kullanan cerrahlar, diğer yöntemler ile zor veya imkansız olabilecek hassas ve karmaşık işlemleri yapabilirler.  Robotik cerrahi ile sağlanan minimal invaziv cerrahinin faydaları şunlardır: Daha az komplikasyon oranı (örneğin yara yeri enfeksiyonu), daha az ağrı, daha az kan kaybı, daha çabuk iyileşme, daha küçük ve daha az fark edilebilen kesi izleri. 

3)    Riskleri var mı?

Robotik cerrahide geleneksel yöntemlerdeki benzer komplikasyonlar daha düşük oranlarda görülmektedir. Robot ekipmanları göğüs boşluğu içerisinde çevre dokulara en az zararı vererek, komplikasyon oranının azalmasını sağlar.

4)    Her hastada uygulanabilir mi? 

Robotik cerrahi her hasta için bir seçenek olmayabilir. Cerrah, robotik cerrahinin o hastada uygun olup olmadığını, yararları ve risklerini, diğer yöntemlerle karşılaştırarak (açık cerrahi ve videoyardımlı cerrahi ile) hastaya anlatır.

5)    Hangi hastalıklarda tercih edilmelidir?

Robotik cerrahi, göğüs cerrahisinde pek çok hastalıkta güvenle uygulanabilir. Özellikle erken evre “akciğer kanserleri”, göğüs boşluğunda her iki akciğer arasında bulunan “mediasten” denilen bölgenin tümörleri ve kistleri,  “diyafragma hastalıkları”,  “timoma”, “Miyastenia Gravis”( timektomi), gibi göğüs cerrahi hastalıklarında Robotik cerrahi güvenle uygulanmaktadır. Akciğer kanserlerinde lenf bezlerinin temizlenmesi, videoyardımlı ameliyatlardan daha başarılı şekilde yapıldığından, onkolojik bir üstünlük sağlar.

10 Soruda Romatizma İle İlgili Merak Edilenler

23 Kasım 2016

Ülkemizde romatizmal hastalıklar oldukça yaygın olarak görülüyor. Başta eklemler olmak üzere, kaslar, kemikler, eklem bağları ve omurga gibi hareketi sağlayan doku ve organlar hastalıktan etkileniyor. Romatizmanın, kalp-damar sistemini tutması ise belirti vermeden seyredebildiği için hayatı tehdit edici olabiliyor. Liv Hospital Romatoloji Uzmanı Prof. Dr. Şenol Kobak romatizma ile ilgili merak edilenleri anlattı. 

1.    Romatizma nedir? 

Kas-iskelet sistemini öncelikle tutan, fakat birçok iç organ tutuluşu da yapabilen, kronik hastalıklardır.

2.    Kimler romatizmal hastalıklara yakalanırlar? Belirli bir yaş ve cinsiyet var mıdır?

Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında dahil her yaşta görülebilir. Genç yaştaki erkeklerin veya doğurganlık çağında kadınların yanı sıra, yaşlılarda dejeneratif ağırlıklı romatizmal hastalıklar da görülebilir.

3.    Genetik bir geçiş söz konusu mudur?            

Evet, birçok romatizmal hastalıklarda, genetik geçiş söz konusu olabilir. Bazı genlerin varlığında, hastalığa yatkınlık artmıştır ve hastalık daha ağır seyreder.

4.    Hangi şikayetler varsa, romatizmal bir hastalıktan şüphelenmelidir?

Romatizmal hastalıklar, çok geniş ve farklı bulgular ile kendini gösterebilir. Her ne kadar ağrı şikayeti ön planda olsa da, bu buzdağın sadece görünen kısmıdır. Genel olarak, eklemlerde ağrı, şişlik, hareket kısıtlığı ve sabah tutukluğu mevcuttur.

5.    Hangi şikayetleri ile hastalar doktora başvururlar?

Ağrı, hastayı doktora getiren en önemli şikayettir. Genç erkeklerde oluşan, sabah tutukluğu ile birlikte olan bel, sırt ve boyun ağrıları varlığında, romatizmal bir hastalık düşünülmelidir. Genç/orta yaş kadınlarda küçük eklemlerde ağrı, şişlik ve sabah tutukluğu da görülebilir.  Bunun yanı sıra, ağız ve göz kuruluğu, deri döküntüleri, ağız ve genital bölgede aftlar, el veya ayak parmaklarda beyazlaşma, sararma ve morarma, deri sertliği, saç dökülmesi, kas ağrıları ve güçsüzlük, tekrarlayan ateş, karın ve/veya göğüs ağrıları atakları da görülebilir.

6.    Romatizmal hastalıklar sadece eklemleri mi tutar? Yoksa iç organları da tutabilir mi?

Hayır, eklem tutuluşu, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Evet, hastalar sıklıkla bu şikayetleri ile başvurur. Fakat romatizmal hastalıkları, hayatı tehdit eden iç organ (kalp, akciğer, böbrek, sinir sistemi) tutuluşları da yapabilir. Efor ile gelişen nefes darlığı ve/veya kuru öksürük, akciğer tutuluşun ilk semptomları olabilir. Göğüs ağrısı ve/veya çarpıntı, KALP tutuluşun bulguları olabilir. İdrarda renk değişikliği, hipertansiyon ve/veya böbrek yetmezliğine kadar varan, böbrek tutuluşu görülebilir. Yine baş ağrısı, unutkanlık, epilepsi veya el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük, sinir sistemini tutuluşun bazı belirtileridir.  

7.    Romatizmal hastalıklar sakatlık yapar mı?

En sık görülen romatizmal hastalıkların toplumda görülme oranı 100’de 1’dir. Romatizmal hastalıkları, farklı seyir ve prognoza sahipler. Bu seyri belirleyen faktörlerin içinde, hastalığın tipi, erken tanı ve tedavi yanı sıra, hasta eğitimi ve bilinçlendirilmesi gelir. Bazı romatizmal hastalıklar, sakatlıkla ile sonuçlanabilir.

8.    Romatizmal hastalıkların tanısı nasıl konulur?

Erken tanı romatizmal hastalıklarda çok önemlidir. Erken tanı, sakatlıkları ve iç organ tutuluşlarını önleyebilir. Hastalığın tanısında en önemli unsur, hastalıkla ile ilgili iyi bir öykü ve hasta muayenesidir. Hastanın şikayetleri, öz ve soygeçmişi ile ilgili bulgular, iyi bir muayene ile beraber, doğru tanı için olmazsa olmazlarıdır. Kan ve idrar tetkikleri yanı sıra, direk grafi, ultrasonografi, bilgisayar tomografi de gerekebilir.

9.    Romatizmal hastalıkların tedavisi mümkün mü?

Romatizmal hastalıklar, kronik, enflamatuvar hastalıklardır. Tedavideki amaç sadece hastalığı kontrol altına almak değil, hastaların fonksiyonel durumunu ve yaşam kalitesini de artırmaktır. Son yıllarda gelişen tedavi seçenekleri ile bu hedeflere büyük bir oranda ulaşılır. Romatizmal hastalıklar ağrı kesici ilaçlarla değil, hastalığın seyrini ve prognozunu değiştiren, temel etkili ilaçlar ile olmalıdır. Hedef sadece ağrıyı değil, hastalığı kontrol altına almak olmalıdır. Son 10 yıldan beri, romatizmal hastalıkların tedavisinde, devrim niteliğinde gelişmeler olmuştur. Bu hastalıkların oluşmasında görev alan bazı moleküller keşfedilmiş ve bunlara yönelik geliştirilen ilaçlar ile hastalığın kontrol altında tutulması mümkün olmuştur.

10.    Kortizon ilacı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kortizon, romatizmal hastalıkların tedavisinde sıklıkla kullanılan bir ilaçtır. Gerektiği durumlarda, uygun doz ve mutlaka doktor kontrolü altında, güvenle kullanılabilir.

 

Dikkat! Sağlıksız Beslenme Alışkanlığı Kanser Nedeni

22 Kasım 2016

Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı.

•    Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.

•    Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür.

•    Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 - 40 oranında azaltır.

•    Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor.

•    Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda(salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler. Bu durum diyetin bu hastalığın oluşumun ne kadar etkili olduğunu gösterir.

•    Son araştırmalar batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10,8’i, kadınlarda yüzde 4,5’i alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor. Günde bir kadehin ağız, boğaz ve gırtlak kanseri riskini yüzde 168, yemek borusu kanseri riskini yüzde 28, meme kanseri riskini yüzde 10 ve kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 9 artırabilir.

•    Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır.

•    Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometrıyum ve yemek borusu kanseri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. 

•    Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığını vurgulanmakta ve Akdeniz tarzı diyet önerilir.

 

Top