Türkçe    English   русский 

şifremi unuttum

Şifremi Unuttum

sağlık köşesi

Liv Hospital Üç Dalda Mükemmeliyet Merkezi Akreditasyonu Aldı

10 Aralık 2015

LIV HOSPITAL ÜÇ DALDA MÜKEMMELİYET MERKEZİ AKREDİTASYONU ALDI

Sağlıkta uluslararası arenada lider olmak iddiasıyla 3 yıl önce sektöre yeni bir marka olarak giren, Liv Hospital 3 dalda Mükemmeliyet Merkezi Akreditasyonunu almaya layık görüldü. Liv Hospital uluslararası tarafsız bir komisyon Surgical Review Cooperation (SRC) tarafından yapılan zorlu denetimden geçerek, robotik cerrahi, kolorektal cerrahi ve obezite cerrahisi branşlarında “Mükemmeliyet Merkezi Akreditasyonunu” (Center Of Excellence) tamamlayarak eş yetkilendirildi. 

Neden Mükemmeliyet Merkezi?

Öncelikle ilgili alanlardaki hekimin, yeterliliği, spesifik çalışmaları, dünya kriterleriyle eş değerde ve sayıda hastayı tedavi etmesi, komplikasyon, yeniden yatış, klinik verilerin analiz ve fonksiyonel sonuçlarının akredite olmuş kurumlarla eş değer olduğunun, denetleyici heyete kanıtlanması gerekiyor. Ayrıca denetimde hasta tedavi protokollerinin, diğer disiplinlerle yapılan ortak toplantılarla karar alınarak belirlendiği, bakım hizmetleri ve sonuçlarının bir bütün içinde olduğu, geçmişten geleceğe planlanarak oluşturulduğu kanıtlamak zorunda. Kurumsallaşma ve tedavi çıktılarının belli bir kalitenin üzerinde olması da temel başvuru kriterleri arasında yer alıyor. 

Liv Hospital tüm başvuru kriterlerini karşıladıktan sonra, Amerika’dan denetim için gelen komisyon üyeleri tarafından 2 gün boyunca süren bir denetimden geçti. Liv Hospital cerrahlarının gerçekleştirdiği vaka sayıları ve komplikasyon oranları, yeniden yatış, yeniden ameliyat, komplikasyon oranları, eğitim ve yeterlilikleri, düzenli olarak yaptıkları sempozyum ve eğitimler, hekimden hemşiresine kat görevlisinden yardımcı sağlık personeline kadar ilgili kişilerin görev, yetki ve sorumluluklarının değerlendirilmesi, doğru konsültasyon ve ekipman, anestezi ve cerrahi süreçlerin güvenliği, enfeksiyon kontrolü, güvenli ilaç kullanımı, hasta odaları, acil servis, muayene odaları, klinik bakım standardı protokolleri, onam formları, kurumsal adanmışlık ve destek grupları ve bina güvenliğine kadar pek çok alanda mercek altına alınarak sıkı bir denetimden geçti. 

 “Mükemmeliyet merkezi olmak bir kültür meselesi”

Mükemmeliyet merkezi olmanın bir kültür meselesi olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Grup Koordinatörü Meri İstiroti “Liv Hospital olarak, misafirlerimize 360 derece bir yaklaşımla bütüncül tanı ve tedavi hizmeti sunuyoruz. Ancak kaliteli sağlık hizmetinin hastalarımız tarafından deneyimlenmesi ve bireysel memnuniyet bizim için çok önemli ama yeterli değil. Vizyonu olmayan şirketler ilerleyemez, hedefi olmayan şirketler ise büyüyemez. Hep birlikte bir ipi göğüslemek bambaşka bir duygu. Çabamız hiç bitmeyecek. Hasta bakımından fark yaratmayı her geçen gün daha da öne götüreceğiz. Mükemmeliyet merkezi olmak sertifika almakla bitmiyor, bunu sürekli yaşatacağız” dedi. 

Kazanan toplum sağlığı olacak

Liv Hospital Tıbbi Direktörü Prof. Dr. Oktar Asoğlu, Mükemmeliyet Merkezi sertifikasını alabilmenin ekip başarısı olduğuna dikkat çekiyor. Prof. Dr. Oktar Asoğlu “Tıp hızla değişiyor, bilginin yarılanma ömrü hızla kısalıyor. Kaliteli sağlık hizmetinin ölçülebilir olması gerekmektedir. Performansa dayalı durumlarda, herkesin her şeyi yaptığı yapılarda tedavi çıktılarını değerlendirebilmek oldukça güç. Bu anlamda uluslar arası bağımsız denetçi kuruluşların ilgili alanlardaki denetimi sağlık hizmetinin kalitesini arttırmayı da destekleyecektir. Kazanan da toplum sağlığı olacaktır. Tıpkı eğitimde prestijli kurumların akredite olması gibi sağlık hizmetinde de akreditasyon süreçleri toplum sağlığı adına ülkemiz için yeni bir sayfa açacaktır” dedi. 

Geçmişten geleceğe denetim 

• Robotik, kolorektal ve obezite cerrahisinde ilgili hekimlerin ilgili alanlardaki yeterliliği, belgelendirerek gerçekleştirdiği ameliyatların sayısı, komplikasyon oranları, sağ kalım oranları, enfeksiyon oranları uluslar arası standartlarda veya daha iyi olmak zorunda.  
• Hasta kayıtlarının doğruluğu tam olarak yansıtması. 
• Her klinik için ayrı bir program direktörünün atanmış olması ve diğer tüm birimlerle multidisipliner bir çalışma formatı içinde vaka bazlı toplantılar oluşturarak ortak görüş birliği sağlanması ve kanıtlanması. 
• Multidisipliner toplantılara yalnız hekimlerin değil tüm ilgili sağlık personelinin (hemşire, anestezi, teknisyen vs) katılması.
• İhtiyaç olduğunda 7/24 tüm gerekli konsültan hekimlerin hastanede olması ve komplikasyonlara en hızlı şekilde müdahale edilmesi.
• Obez hastalar için uygun tasarımda cihaz ve ekipmanın-altyapının bulunması. Obez hastalara uygun sandalye, yatak, MR cihazı, tansiyon aletleri, uygun wc yapısı gibi.
• İlgili branşların başında olan hekimlerin ulusal ve uluslar arası birçok kurum tarafından kabul görmüş eğitim-sertifikasyona sahip olması, güçlü akademik altyapılarının olması.
• Hasta için gün gün ne yapacağını çok iyi anlatan iş akış şemaları ve haritaların her yerde bulunması. Böylece insan faktörüne bağlı hata oranı minimuma iniyor. 
• Hastalara holistik bir yaklaşımın benimsenmesi. Örneğin obezite için gelen hastalara sadece doktor ve hemşirenin değil psikolog, diyetisyen, vs çalışanlarının her daim destek vermesi. 
• Güçlü hasta eğitim yöntemlerinin kullanılması. Hasta eğitim görselleri, etkili sunum teknikleri, onam formlarının çok ayrıntılı oluşu, deneyimli eğitimci kadrosu, doğru ve sistematik veri yönetimi ve veri paylaşımında şeffaflık ilkesi.

Soğuklar Cildinizi Yıpratmasın

09 Şubat 2017

Soğuk havalardan belki de en çok etkilenen organımız cildimiz. Soğuk havayla yıpranıyor, kuruyor ve çatlıyor. Bu yüzden doğru ve etkili bakım yapmak, cildi temizlemek ve nemlendirmek çok önemli. Liv Hospital Dermatoloji Uzmanı Dr. Ahmet Günay kışın cilt bakımı için yapılması gerekenleri anlattı.

Ciltte problem yoksa evde bakım yapabilirsiniz

Cilt bakımı medikal bakım ve kozmetik bakım olmak üzere iki şekilde yapılır. Cildinde problem olanlar mutlaka bir dermatoloji kliniğinde bakım ve temizlik yaptırmalıdır. Ciltte problem yoksa cilt bakım uzmanlarınca ya da evde yapılacak uygulamalarla hem temizlik hem bakım yapmak mümkün. Evinizde de rahatça bakım yapabilirsiniz. Kuruyan cilde zeytinyağı doğal ve iyi gelen şeylerden bir tanesi ancak cildi akneli ve yağlı olanların bunu yapmaması gerekir. 

Cildinizi havluyla değil peçeteyle kurulayın

Cildi doğru nemlendirmek çok önemli. Nemlendirme işlemi şöyle yapılmalıdır: Cilt temizce yıkandıktan sonra havlu kullanılmamalı. Havlu yerine peçeteyle ıslaklığı alınan nemli cilde nemlendirici sürülmelidir. Bu en doğru yöntemdir. Günlük temizlik cilt bakımı için çok önemli. Cildi derinlemesine temizleyen cilt bakımı ürünleri kullanılabilir. 

Peelingle canlanın, ışıldayın

Akne izleri, hamilelik ya da güneş lekeleri gibi sorunları gidermek için cilde peeling yapılabilir. Ciltteki leke ve yağ izlerini yok etmek için öncelikle cilde organik ya da kimyasal asit sürülerek nötralize edilir. Soyma işlemi meyve asitleri ile yapılabilir. Meyve asitleri kullanılarak yapılan cilt soyma işlemi 20-30 dakika sürer. Roller yardımıyla meyve asitlerinin derinin alt tabakasına nüfuz etmesi sağlanarak cilt soyma işlemi gerçekleştirilir. Böylece deri yüzeyindeki hasarlı tabaka canlandırılır. Başlangıçta haftada bir uygulanan bu yöntemin sıklığı azaltılarak ayda bire düşürülür. Daha derin lekelerde kimyasal peeling uygulanarak derinin soyulması ve renginin açılması sağlanır. Son yılların en popüler uygulaması olan spot peeling yöntemiyle ise tek seansta daha hızlı sonuçlar elde edilir. Bu yöntemler sadece cilt lekeleri ve yara izlerinde değil aynı zamanda cilt yaşlanması yani anti-aging tedavisinde de uygulanır.

EVDE BAKIM YÖNTEMLERİ 

•    Bol su için: Bol su içmenin, cildi içeriden nemlendirdiği bir gerçek. Sağlık açısından bir engel yoksa günde 2 litre su içilmesinde fayda var. Ancak çay ve kahve yerine su içilmeli. Çünkü çay, kahve gibi içecekler idrar yaptırıcı etkiye sahiptir, olan suyun da kaybına neden olurlar.

•    Nemlendirici krem kullanın: Soğuk havalardan cildiniz kuruyabilir, doğru kullanılan bir nemlendirici cildi bu etkilerden korur. 

•    Kış aylarında da güneş koruyucu kullanın: Soğuk cildi kurutur, nemini alır, elastik liflerin kaybına kadar giden zararları vardır. Lekelerden ve yaşlanmadan korunmak için güneş koruyucuları sadece yazın değil kışın da kullanılmalı. Bunları seçerken kimyasal filtrelere ilave olarak fiziksel filtre de olmasına dikkat edilmelidir.

•    Cildinizi sık sık temizleyin: Yağlanma, akne oluşumuna ve mikrop üremesine zemin hazırlar. Bu nedenle yağlı cilt sık yıkanmalıdır. Sabun şart değil fakat kullanılacaksa antiseptik ve doğal olanlar tercih edilmelidir.

•    Sağlıklı beslenin: Sebze, meyve gibi vitaminden zengin yiyecekler tüketilmelidir. Yeterli bulamıyorsak, dışarıdan vitamin takviyesi olabilir. Bu amaçla Biotin, C ve E vitaminleri ve çinkonun önemi büyüktür.

•    Düzenli olarak spor ve egzersiz yapın: Cilt sağlığı için spor ya da egzersiz yapmak büyük önem taşıyor. Ancak kapalı spor salonları yerine açık havada yapılması daha faydalı olacaktır.

 

Prostat Büyümesine Cerrahi Çözüm

08 Şubat 2017

Prostat büyümesinin yol açtığı ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen idrar yakınmaları ilaçlarla kontrol edilemez hale gelirse ameliyatla tedavi gündeme gelir.  Günümüzde açık prostat ameliyatları nadiren uygulanırken en sık tercih edilen yöntem kapalı, yanı dış idrar kanalından girilerek yapılan prostat ameliyatlarıdır. Liv Hospital Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Muammer Kendirci prostat büyümesinin ameliyatla tedavisini anlattı.

Prostat büyümesinde ne zaman ameliyata ihtiyaç duyulur?

Prostat büyümesinin yol açtığı ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen idrar yakınmaları ilaçlarla kontrol edilemez hale gelirse ameliyatla tedavi gündeme gelir. İlaçlar idrar yakınmalarını ortalama yüzde 40 azaltır, idrar akımında da ortalama yüzde 20-30’luk bir rahatlama sağlar. Bir grup hasta tedaviden hiç yarar görmeyip yakınmaları devam edebilir veya ilk dönemde tedaviden fayda gören hastalar ilerleyen dönemlerde tedaviye yanıtsız hale gelebilir. Bazı hastalarda ilaçların yan etkileri ortaya çıkabilir, bu nedenle ilaç kullanamayabilir. Bazen de prostat büyümesine ait idrar yakınmalarını azaltan ilaçlar, cinsel fonksiyonları olumsuz etkileyebilir. İlaçlarla tedavi süresince prostat büyümeye devam ettiği için, bazı hastalarda bir süre sonra ilaçlar etkisiz hale gelir. Bu durumda cerrahi seçenek söz konusudur.  Kimi tıbbi durumlar da zorunlu olarak cerrahi tedavi yapmaya zorlar. Örneğin idrar yapamaz hale gelme ve bu nedenle idrar sondası takılması, mesanede kalan idrar miktarında artma, sık idrar yolu iltihabı geçirmek, idrarın kanlı gelmesi, idrar torbasında taş oluşumu, böbrek fonksiyonlarının etkilenmesi gibi. 

Kimlere hangi ameliyat uygulanır?

Prostat büyümesi tedavisinde her hasta için standart bir tedaviden çok kişiselleştirilmiş cerrahi tedaviler uygulanır. Hastanın yaşı, ek hastalıkları, kilosu, kullandığı ilaçlar, kan inceltici ilaçlar kullanıp kullanmaması, prostatın büyüklüğü ve büyüme şekli, beraberinde idrar torbasında taş olup olmaması, hastanın cinsel fonksiyonları gibi pek çok parametre değerlendirilerek cerrahi plan yapılır. Yaklaşık 10 farklı ameliyat tipinin birbirine üstünlükleri, avantajları ve dezavantajlarını hastayla birlikte değerlendirildikten sonra, hangi yöntemin uygun olabileceğinin planlamasını yapılır. Seçilen ameliyat şekline göre hastanede kalma süresi, ameliyat sonrasında sondanın alınma zamanı, sosyal yaşama dönme hızları, cinsel fonksiyon gibi durumlarda farklılıklar olabilir. 

En iyi prostat ameliyatı hangisidir?

Cerrahi tekniklerde iyileşme ve tıp teknolojisinde zaman içinde ortaya çıkan ilerlemelere paralel olarak prostat cerrahisindeki yaklaşımlarda da değişiklikler oluyor. Günümüzde açık prostat ameliyatları nadiren uygulanıyor. En sık tercih edilen yöntem kapalı, yanı dış idrar kanalından girilerek yapılan prostat ameliyatlarıdır. Bu yöntemler arasında; prostatın kabuğunu bırakacak şekilde dilim dilim, kıymık kıymık kazınarak çıkarılan TUR tekniği en sık uygulanan yöntemdir. Bu yöntem monopolar, bipolar, plazmakinetik gibi değişik teknolojiler kullanılarak gerçekleştirilir.  Ortalama 1 ila 1.5 saat süren bu yöntemlerde, genellikle 2 ila 3 gün hasta yatışı ve 1 ila 2 günlük sondalı bir dönem söz konusudur. 

Lazerle tedavi nasıl yapılıyor?

Endoskopik lazer yöntemlerinde greenlight, diod, holmium lazer gibi değişik lazer ışıkları hastanın prostatının ve sağlık durumunun özelliklerine göre tercih edilir. Lazerle tedavi yönteminde prostat yerinde buharlaştırılarak büyüme giderilir. Lazerle tedavide sondalı kalma ve hastanede kalış süreleri genellikle daha kısa olduğu için, hastalar sosyal yaşamlarına ya da işlerine daha hızlı dönebilir. Genellikle kanamasız ameliyatlar olduğu için, lazer yöntemleriyle hemen her türlü hasta, kalp sorunlarına ya da kan inceltici ilaç kullanımlarına bakılmaksızın ameliyat edilebilir. Bazen ileri yaş nedeniyle prostat büyümesi olan hastalarda ameliyattan kaçınılabilir. Ancak lazerle tedavide ileri yaştaki hastalar bile ameliyatla sondasız idrar yapar hale gelebilir.

Prostat büyümesi için yapılan ameliyatlar cinsel fonksiyonu bozar mı?

Prostat büyümesi ve bunun yol açtığı idrar yakınmalarının varlığı hem sertleşme, hem de boşalma sorunlarına yol açabilir. Yapılan çalışmalarda prostat büyümesinin varlığı ve bunun yol açtığı idrar şikayetlerinin ciddiyetinin ereksiyonu olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Prostat büyümesi olan her 2 erkekten 1’inde sertleşme bozukluğu, her 5 erkekten 3’ünde boşalma bozukluğu görülür. Prostat büyümesi nedeniyle yapılan endoskopik cerrahi tedavilerde, eğer doğru tekniklerle ameliyat gerçekleştirilirse ereksiyonda kötüleşme olması beklenmez, aksine ameliyat öncesinde mevcut olan sertleşme sorununda iyileşme görülür. Büyümenin bizzat kendisi ereksiyonu olumsuz etkileyebildiği için, ameliyatla hastaların prostat büyümesi sorunun düzeltilmesi ereksiyona olumlu yönde katkıda bulunur. Prostat ameliyatları erkeklerin seksten aldıkları zevki, orgazmı, hazzı, duyuyu etkilemez. Çünkü cerrahi sırasında, bu fonksiyonlardan sorumlu olan alanlar zarar görmez. Endoskopik prostat cerrahilerinin cinsel fonksiyona olabilecek olumsuz tek etkileri boşalma üzerinedir. Hastanın prostatının büyüme şekli, büyüklüğü ve uygulanan cerrahi yöntemlere bağlı olarak değişmekle birlikte, ortalama her 3 hastadan 2’sinde ameliyattan sonra meni gelmemesi durumu söz konusu olabilir. Normal boşalma hissi yine olur, ancak meni idrar torbasına boşalır ve idrarla atılır. Bu durum sağlık açısından herhangi bir sorun yaratmaz.

Prostat askı yönteminde boşalma etkilenmez

Son birkaç yıldır uygulanan prostat askı yönteminde, prostat üzerinde herhangi bir kesi ya da buharlaştırma işlemine gerek kalmadan, idrar kanalını daraltan prostat kısımları asılarak daralma ortadan kaldırılabilir, hastalar rahat idrar yapar hale gelebilir. Standart ameliyat yöntemleriyle karşılaştırıldığında, 15-20 dakika gibi çok daha kısa süren bu ameliyatlarda genellikle sondaya ihtiyaç kalmaz, kanama riski yoktur, günübirlik gerçekleştirilebilir. Prostat askı tekniğinde, ameliyata bağlı herhangi bir kalıcı sorun oluşması beklenmez, ileri yaşlardaki hastalarda uygulanabilir. Bu yöntemde hastanın ereksiyonu ve boşalması olumsuz yönde etkilenmez. 

 

Baş Dönmesi Deyip Geçmeyin

03 Şubat 2017

İnsanın kendisinin ya da etrafındaki eşyaların hareket ettiğini sanması olarak tanımlanan vertigo yani baş dönmesi pek çok nedene bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Tedavisi de buna göre değişiyor. Dengesizlik tedavisinde egzersizler büyük önem taşıyor. “Özellikle 'Dengemi kaybediyorum, düşeceğim' hissi yaşıyorsanız hemen bir hekime görünmelisiniz” diyen Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Caner Kesimli “Dinamik Posturografi sistemiyle hem teşhis hem de tedavi gerçekleştirebiliyor. Dengeyi sağlayan sistemlerden hangisinin arızalandığını tespit edildikten sonra problemli olan sistemlerin güçlendirilmesi için yapılması gereken egzersizler de cihazın üzerinde yapılabiliyor” diyor.

Baş dönmesinin en sık nedeni iç kulak

Baş dönmesinin pek çok nedeni olabilir ama en sık karşılaşılan nedeni iç kulak hastalıklarıdır. 

- Selim Pozisyonel Vertigo: İç kulakta dengeyi sağlayan kristal parçacıklarının kopup yarım daire kanalına kaçması nedeniyle oluşuyor. Yatakta hareket ederken hastalık kendini baş dönmesiyle gösteriyor. Hastalığın teşhis ve tedavisinde başa değişik pozisyonlar verilerek yapılan manevralar kullanılıyor. Bu sayede 2-3 dakikalık bir süre içinde hastalığı teşhis ve tedavi etmek mümkün oluyor.

- Meniere Hastalığı: İç kulak sıvısının miktarının artması ile oluşuyor. Kişide baş dönmesi, çınlama, kulakta basınç hissi ve işitme kaybı görülebiliyor. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de aşırı tuz tüketimi, stres ve hormonal bozukluklar baş dönmesi ataklarını tetikliyor. Tedavide öncelikle damar genişletici ve idrar söktürücü ilaçlardan faydalanılıyor. 

Önce kulak burun boğaz muayenesi yapılır

Denge problemi, hasta için çok rahatsız edici ve endişe verici olmasına rağmen teşhisi en güç rahatsızlıklardan biridir. Gelişmiş ülkelerde insanların yüzde 90’ı bu rahatsızlıktan en az bir kez etkilenmekte ve rahatsızlık, hekime gitmek zorunda bırakacak kadar sık görülmektedir. Baş dönmesi/dengesizlik şikayetiyle başvuran hastada öncelikle komple bir kulak burun boğaz muayenesi yapılır. Ayırıcı tanıda işitme testi, videonistagmografi, VEMP ve dinamik posturografi gibi testler kullanılır. Buna göre baş dönmesi ve denge kaybının sebebi tespit edilir ve ona göre bir tedavi şekli belirlenir.

Denge sorunu dinamik posturografi’yle (testiyle) son buluyor 

Türkiye’de az sayıda hastanede olan Dinamik Posturografi sistemiyle hem teşhis hem de tedavi gerçekleştiriliyor. Dengeyi sağlayan sistemlerden hangisinin arızalandığını tespit ediliyor ve teşhis konuluyor. Böylece denge problemini yaratan sebep ortaya çıkıyor. Teşhisten sonra problemli olan sistemlerin güçlendirilmesi için yapılması gereken egzersizler de cihazın üzerinde yapılıyor. 

Denge Problemi altında yatan nedenler;

-    İç kulak hastalıkları
-    Nörolojik problemler
-    Şeker hastalığı
-    Vitamin eksiklikleri
-    Görme Bozuklukları
-    Ortopedik problemler

Diyabetik Ayak Yaralarında Kök Hücre Tedavisi

07 Şubat 2017

Dünyada her 30 saniyede bir kişi, diyabet nedeniyle bacağını kaybediyor. Peki, her şeker hastasını böyle bir son bekliyor mu?

Zamanında müdahale ve yeni yöntemler ile yüzde 80 ila 85 oranında uzuv kayıplarını önlemek mümkün.

Dünyada diyabetli nüfusun yüzde 80’i gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2030 yılında diyabet hastası sayısının üç kat artacağını öngörüyor. En büyük sağlık problemlerinden biri olan diyabet, dünyada en sık körlük, amputasyon ve diyalize bağlı böbrek yetmezliği nedeni olarak yer alıyor. Liv Hospital İstanbul Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Murat Aksoy, diyabetik ayak yaralarında tedavi yöntemleri hakkında bilgilendiriyor.

Bir diyabet hastasının hayatı boyunca ayağında yara ile karşılaşma oranı yüzde 20 olarak biliniyor. Maalesef bu hastaların da yüzde 40 ila 60’ı bacağını kaybetme riski ile karşı karşıya geliyor. Diyabetik ayak yaralarının, damar tıkanıklığı ve sinir harabiyeti olmak üzere iki önemli nedeni bulunuyor. Aslında damar tıkanıklığı insanlarda doğumdan itibaren başlayan bir süreci oluşturuyor. Herkes damar tıkanıklığı riski altındayken, diyabet hastalarında damar tıkanıklığı süreci çok daha hızlı ilerliyor. Diyabet, özellikle hastalarda diz altı damarlarının tıkanmasına sebep oluyor.

Tüm bunların yanı sıra, kan şekeri yüksek seyreden hastalarda sinir harabiyeti oluşuyor. Sinir harabiyeti hastayı; ağrıyı, acıyı, sıcağı ve soğuğu hissedemez ve ayırt edemez hale getiriyor. Dolayısıyla da hasta ayakkabısının içerisindeki ufak bir taşı veya yabancı bir cismi fark etmeden gün boyu dolaşabiliyor. Bu durum ise ayakta bası yarası olmasına yol açıyor. Genel olarak bakıldığında sadece damar tıkanıklığı sebebiyle diyabet hastalarında yara çıkma oranı yüzde 15 olarak biliniyor. Ancak diyabetik ayak yaralarının en sık görüldüğü grup hem damar tıkanıklığı hem de sinir harabiyeti bulunan gruptur.

DİYABETİK AYAK YARALARINDA TEDAVİ

Öncelikle yara bakımı yapmak önemli bir rol alıyor. Hastada damar tıkanıklığı varsa, yaraya yeterli kan akışı yoksa bölgeye kan akışını sağlayacak balon anjiyoplasti veya by-pass yöntemleri uygulanıyor. Ancak işlem bununla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda diyabet hastalarında birtakım biyolojik problemler de bulunuyor ve bu nedenle hastaların enfeksiyonla mücadeleleri zayıf oluyor. Bu anlamda antibiyotikler kullanılarak enfeksiyonla mücadele ediliyor. Yarada bulunan ölü dokular mikrop barındırdığı için bu durum, diyabetli hastaların ayak yarasının bir türlü iyileşmemesine neden oluyor. Bu sebeple de haftada bir veya iki kere ölü dokular cerrahi yöntemle temizlenerek uzaklaştırılıyor. Biyolojik olan yetersizliklerde de kök hücre tedavisi yardıma koşuyor. Kök hücre kemik iliği ve yağ dokusu gibi farklı noktalardan alınabiliyor. Diyabetik ayak yaralarına neden olan tüm etkenlere müdahale edecek tek bir silah bulunmuyor. Bu anlamda kök hücre diyabetik ayak yaralarının tedavisinde önemli bir koz
olarak yer alıyor. Diyabetli bir hasta yara ile tedavi olmaya geldiğinde hastanın kurtarılma
oranı yüzde 80 civarında seyrediyor. Kök hücre tedavisi ile bu oranın daha da yukarılara çekilmesi hedefleniyor.

DİYABETİK AYAK YARALARINDA HÜCRESEL TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

Diyabetik ayak yaraları, diyabet hastalarının hastanede uzun süre yatışlarının en önemli nedenlerinden biri. Diyabet hastası olanlarda, normal nüfusa göre ampütasyon riski 15-40 kat daha fazladır. Diyabet hastalarının yüzde 25’inde görülen diyabetik ayak yaralarının
yüzde 8’inde, ayak ya da parmak kesilmesi ile sonuçlanabilir. Liv Hospital İstanbul Rejeneratif Tıp ve Kök Hücre Üretim Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Erdal Karaöz, diyabetik ayak hastalarının tedavi seçenekleri kısıtlı olduğundan, çoğunlukla ampütasyonun son çözüm olarak bilindiğini kaydediyor. Fakat diyabetik ayak kesilmesi sonrasında ilk 5 yıl içindeki ölüm oranı yüzde 39 ile yüzde 68 arasında. Günümüzde yara iyileşmesi için hücresel tedavi uygulamaları yeni ve etkili bir yöntem olarak ortaya çıkıyor. Yara tedavisinde, cerrahi bölgeye uygulanan yenileyici hücreler sayesinde diyabetik ayak yarasının tedavisi mümkün hale
gelebiliyor. Hücresel tedavi uygulamalarının diyabetik yara iyileşmesindeki etkisinin yanı sıra kronik veya akut yaralarda uygulanabiliyor olması da ciddi bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor.

Diyabetle Baş Etmenin Yolları

08 Şubat 2017

Dünyada yaklaşık 347 milyon kişide diyabet olduğu tahmin ediliyor ve önümüzdeki 10 yıl içinde diyabet nedeni ile ölüm oranının yüzde 50 artacağı tahmin ediliyor. Ülkemizde ise 20 yaş üzerindeki her 20 kişiden 3’ü diyabet hastalığı ile karşı karşıya. Ancak birçok kişi diyabetinden haberdar değil, ya da yeterince tedavi olmuyor. Diyabetin her zaman kontrol altında tutulması gereken bir hastalık olduğunu söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serpil Salman diyabetle baş etme yolları hakkında bilgi veriyor.

Şeker metabolizmayı nasıl etkiliyor? 

Aslında aşırı şeker tüketiminin metabolizma üzerine olumsuz etkileri genel olarak insülin direnci ve kilo artışı üzerinden gelişmekte. Kilo artışı aşırı olmasa bile insülin direnci olan, bel ve karın bölgesi yağlanan kişilerde karbonhidrat ağırlıklı yemeklerden birkaç saat sonra reaktif hipoglisemi nöbetleri oluşuyor. Ayrıca, kolesterol yüksekliği, kadınlarda kıllanma, adet düzensizlikleri gibi sorunlar gelişebiliyor. Tüm bu sorunlardan korunmak için düzenli beslenme ve egzersiz çok önemli.

Kimler şeker hastalığı riski altında?

Şişman veya kilo fazlalığı olan, bel çevresi kalın kişilerde 40-45 yaşından sonra daha belirgin olmak üzere diyabet riski artar. Aşağıdakilerden bir veya daha fazlası eşlik ediyorsa bu risk artışı daha da fazladır. Birinci derece yakın akrabasında (anne, baba, kardeş) diyabet bulunanlar, iri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri tanısı almış kadınlar, yüksek tansiyonu olanlar, kan yağları yüksek olanlar, daha önce açlık şekeri sınırda yüksek (100-125 mg/dl) bulunanlar, gizli şeker tespit edilenler, polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar, atar damar hastalığı bulunanlar, düşük doğum tartılı doğan kişiler, fizik aktivitesi düşük olan kişiler, doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlığı olanlar, şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler, organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar.

Şeker hastalığı tedavisi nasıl yapılıyor?

Diyabet tedavisinin temelini doğru beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Bu tedavilerle yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa ilaç tedavisi eklenir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar haplar (oral antidiyabetikler) ve insülin olmak üzere iki gruptur. Erişkin yaşta diyabet olan kişilerin çoğunluğu uzun yıllar, sadece oral antidiyabetiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Ancak vücudunda tam veya tama yakın insülin eksikliği olan, oral antidiyabetik tedaviye yanıt alınamayan veya bu ilaçları kullanması sakıncalı olan kişilerde tedavi insülinle yapılır. Bu tedavilerin doğru uygulanması için hastanın eğitimi şarttır ve bu nedenle eğitim tedavinin bir parçası olarak görülmelidir.

Diyabet önlenebilir mi?

Çocukluk çağının diyabeti olarak bilinen tip 1 diyabeti önlemek bugünkü bilgilerimize göre mümkün değil. Erişkin tip (tip 2) diyabet toplumda çok daha yaygın olarak görülüyor. Bu hastalığın önlenmesine yönelik olarak çocukluk çağından itibaren tedbirler almak mümkün. Yaş, bel çevresi, vücut ağırlığı, ailede diyabet hikayesi, gebelikte diyabet geçirmiş olmak, kalp damar hastalıkları, polikistik over sendromu, uyku apne sendromu varlığı vb durumlar dikate alınarak bir kişinin diyabet yönünden riskli olup olmadığı belirlenebilir. Riskli kişiler açlık ve gereğinde şeker yükleme testi (OGTT) yapılarak araştırılmalıdır. Açlık kan şekeri hafif yüksek veya gizli şekeri olan bir kişi fazla kilolarını vererek ve egzersiz yaparak diyabet gelişme riskini yüzde 58 oranında azaltabilir. 

DİYABETLİLER İÇİN PÜF NOKTALARI

Bol bol su için: Yeterli sıvı alamamak kan şekerinin yükselmesine, böbrek sorunlarına yol açabilir. Yaz aylarında su tüketimini artırmak, diyabetliler için çok önemlidir.

Egzersiz yapın: Yaz ayları açık mekanlarda yapılan egzersiz için iyi bir fırsattır. Sabah veya akşam, aşırı sıcak olmayan saatlerde, yemekten bir saat sonra yürüyüş, yüzme gibi egzersizlerin yapılması bir yandan iyi vakit geçirmenizi sağlar, öte yandan kan şekeri kontrolü, kilo verme, kalp damar hastalıklarından korunma gibi faydalar getirir.  

Ayaklarınıza iyi bakın: Yazın terlik, açık ayakkabı kullanımı artar. Parmak arası terlikler diyabetlilerde ayak yaralarına neden olabilir. Ayaklarında duyu kaybı gelişmiş olan diyabetlilerin ayakkabı seçimine dikkat etmeleri, çıplak ayakla dolaşmamaları gerekir.
Cildinizi nemlendirin: Cilt yazın da kışın da kurumaya meyillidir. Nemlendirici kullanılarak cildinizin kurumasını önleyin.  
İlaçlarınızı sıcaktan koruyun: Haplar, insülinler, kan şekeri ölçüm cihazları ve çubukları aşırı sıcaktan korunmalıdır, çünkü bozulurlar. Unutmayın! İnsülin bozulduğu halde normal görünebilir. 

Hipoglisemiden korunun: Egzersiz sıklık ve miktarının artışı, insülinin sıcak havada ciltten daha hızlı emilmesi gibi nedenlerle yazın hipoglisemi (kan şekerinin aşırı düşmesi) riski fazladır. Hipoglisemi belirtilerine karşı uyanık olun.

Dikkat! Sağlıksız Beslenme Alışkanlığı Kanser Nedeni!

04 Şubat 2017

4 Şubat Dünya Kanser Günü. Dünyada yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda diyet ve kanser arasında kuvvetli bir ilişki olduğu görüldü. Liv Hospital Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Duygu Derin beslenme ve kanser ilişkisini anlattı.

•    Batı tarzı beslenmede yağ oranı yüksek hayvansal proteinli gıda ile beslenme ön plandadır ve lifli gıda tüketimi azdır. Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın barsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülür. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı biliniyor. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.

•    Düzenli olarak her gün tüketilen 100 gram etin kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 29, 50 gram şarküteri ürününün ise riski yüzde 21 artırdığı görülmüştür.

•    Sebze, meyve, tahıl ve kuru baklagiller tanelerinin dış kısmında posalı maddeler bulunur. Bu gıdalar posa alımını arttırıp bağırsakların düzenli çalışmasını sağlayarak kalın bağırsak-rektum kanserinin önlenmesinde etkindir. Bol sebze ve meyve ve diğer posalı gıda ile beslenme kolorektal kanser oluşumunu yüzde 20 - 40 oranında azaltır.

•    Sebze ve meyveler hem posa oluşturarak bağırsak kanseri için, hem de içerdiği vitaminlerin antioksidan özellikleriyle tüm kanserlerden korunmak için faydalıdır. En çok A,C,D ve E vitaminin antioksidan özelliği ön plana çıkarlar. Antioksidanlarla ilgili laboratuar ve hayvan çalışmaları umut verici olmakla beraber insan çalışmalarının sonuçları çelişkilidir. Bu konuyla ilgili araştırmalar sürüyor.

•    Tütsülenmiş balık ve et yüksek tuz içiren gıda(salamura) nitrit içeren işlenmiş et ve konserve tüketilen toplumlarda mide kanseri sıklığı belirgin olarak yüksektir. Buna en iyi örnek Japonya’dır. Dünyada mide kanserinin en sık olduğu ülke olan Japonya’dan başka ülkelere giden göçmenlerde on yıllar içinde mide kanseri sıklığı azalır ve yerleştikleri ülkedeki mide kanseri sıklığına geriler. Bu durum diyetin bu hastalığın oluşumun ne kadar etkili olduğunu gösterir.

•    Son araştırmalar batılı toplumlarda erkeklerde kanserlerin yaklaşık yüzde 10,8’i, kadınlarda yüzde 4,5’i alkol tüketiminden kaynaklandığını gösteriyor. Risk, alkol türüne göre değil, günde içilen alkol miktarına göre artıyor. Günde bir kadehin ağız, boğaz ve gırtlak kanseri riskini yüzde 168, yemek borusu kanseri riskini yüzde 28, meme kanseri riskini yüzde 10 ve kalın bağırsak-rektum kanseri riskini yüzde 9 artırabilir.

•    Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyve yememeleri; kadınlardaysa şişmanlıktır.

•    Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum endometrıyum ve yemek borusu kanseri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. 

•    Yapılan araştırmalarda haftada en az 3 gün, günde en az 30 dakikalık fiziksel faaliyetin, kalın barsak, meme ve rahim kanseri riskini, meyve sebze tüketiminin artırılmasının ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, akciğer ve mide kanseri riskini azalttığını vurgulanmakta ve Akdeniz tarzı diyet önerilir.

 

Karnesi Başarısız Diye Çocuğa Ceza Vermeyin

24 Ocak 2017

Çocuklarda ilk dönem bitiyor. Tüm ebeveynler için heyecanla beklenen karne haftasına girdik. Ancak bazen yüz güldüren karneler, bazen de hayal kırıklıkları yaşatabiliyor. Eğer çocuğunuzun notları beklediğinizden ya da arzuladığınızdan düşükse bu duruma üzülebilirsiniz ancak bunun sağlıksız tutumlar şeklinde çocuğunuza yansımasına izin vermemelisiniz! Peki düşük karne notlarına ebeveyn olarak nasıl tepki vermek, nelere dikkat etmek gerekir? Liv Hospital Klinik Psikoloji Uzmanı Ceren Aydın anlattı.

KARNESİNDE KIRIK NOT OLAN ÇOCUĞA NASIL DAVRANILMALI?

  • Bir çocuğun temel ihtiyacı sizin tarafınızdan her koşulda değerli olduğunu hissetmektir. Karnesi nasıl olursa olsun çocuğunuzu koşulsuz kabul ettiğinizi ona hissettirin.
  • Tek iletişim gündeminizin notlar, sınavlar ve dersler olmamasına özen gösterin. Bir araya her geldiğinizde yaptığınız tek şey ders çalışmak olmasın ya da çocuğunuza sadece derslerle ilgili sorular sormaktan kaçının.
  • Düşük notun sebeplerini değerlendirin, neler yapılacağı ile ilgili çocuğunuzla beraber tartışıp karar verin.
  • Bir sonraki dönem için çocuğunuzun çalışma düzenini ve motivasyonunu gözden geçirin.
  • Özel eğitim alması gereken bir durum varsa, bir özel eğitim uzmanına başvurun.
  • Davranışlarında değişiklikler olduğunu fark ederseniz bir uzmana başvurun.
  • Değerlendirme yaparken not odaklı değil, süreç odaklı olun. Notlarına göre cezalandırmayın ya da aşırı ödüllendirmeyin.
  • Maddi ödülleri değil, duygusal ödülleri tercih edin. Sarılmak, onu ne kadar sevdiğinizi söylemek ya da beraber bir gün planlamak en güzel hediye olacaktır.
  • Tatil döneminde dinlenmesine izin verin, notlarını telafi etmesi için aceleci ve baskıcı olmayın, notların her zaman telafisi olduğunu öncelikle siz unutmayın.
  • Onu suçlamayın, başkalarının yanında küçük düşürmeyin, alay etmeyin, aşağılamayın.
  • Bunu size ifade edemese de onun da üzüldüğünü, kendini ne kadar kötü hissettiğini hiç unutmayın. İyi olan notlarının da üzerinde durun, onları da takdir edin.
  • Bazı çocukların ailelerinden korktuğu için yalan söylediğini, evden kaçtığını, intihara yöneldiğini unutmayın.
  • Konuyu eşler arası kavgaya dönüştürmeyin, bu çocuğunuza kendisini suçlu hissettirir.

Soğuk Havalarda Yüz Felcine Dikkat

23 Ocak 2017

Soğuk havanın artmasıyla birlikte hastalıklar da çok daha fazla görülüyor. Bunlardan biri de özellikle soğuk havalarda dikkat edilmesi gereken yüz felci.  Yüz kaslarını kontrol eden sinirin bir tür hastalığı olan yüz felci, her yaşta ve her cinsiyette görülebilir. Yüz sinirinin kafatası kemiğinden geçtiği bölgede iken şişmesi ya da enflamasyonu sonucu oluşur. Ancak bazı enfeksiyonlar, romatolojik hastalıklar da buna neden olabilir. İklimle ilgili faktörlerin (sıcaklık, nem, atmosfer basıncı) kolaylaştırıcı etmenler olabileceğini söyleyen Liv Hospital Nöroloji Uzmanı Dr. Aylin Öztürk Yavuz “Belirtiler 2-3 gün içinde yerleşir. Hafif ya da şiddetli olabilir. Yüzün tek tarafında görülür. Bu nedenle soğuk ve rüzgarlı günlerde atkı ve şapka giyilmesi gerekir. Ayrıca araba kullanırken camın açık olması, soğuk havalarda cam açık uyumak da yüz felci riskini artırabilir” diyor.

Yüz felcinin belirtileri nelerdir?

  • Bir gözü kapatamama
  • Yeme içme sırasında zorluk, yiyeceklerin ağız kenarından dökülmesi
  • Gülümserken, yüz mimik hareketlerinde zorlanma
  • Islık çalamama
  • Gözlerde kuruma, batma
  • Tat duyusunda azalma

Araba kullanırken camı kapalı tutun

Hava basıncı, nem ve sıcaklık gibi faktörler cilt, kan damarları, sinirler,  kıkırdak ve kemik dokulara etki eder. Yüz felcinde etkin faktörün ise soğuk havaya bağlı yüz sinirini besleyen damarların daralması olduğu düşünülür. Ne yazık ki bu henüz yüzde yüz kanıtlanabilmiş değildir. Ancak, yüz felcinden korunmada gerek yüz bölgesinin gerekse yüz sinirinin geçtiği bölge olan basımızın kulak arkası bölgesinin soğuğa maruz kalmaması işe yarayabilir. Bu nedenle soğuk ve rüzgarlı günlerde atkı ve şapka giyilmesi gerekir. Ayrıca araba kullanırken camın açık olması, soğuk havalarda cam açık uyumak da yüz felci riskini artırabilir. Tedavi için ise bir nöroloji uzmanına başvurmalıdır. Doktorunuz yüz sinirindeki ödemi gidermeye yönelik kortizon tedavisi, göz kuruluğu için suni gözyaşı tedavisi ve gerekirse ağrı kesici tedavi düzenleyecektir.

Kadınlar İçin Altın Değerinde Öneriler

09 Ocak 2017

Kendine önem vermek, kendini emniyete almak, düzenli tarama ve kontrol, sevdikleriniz için yapacağınız en önemli şey… Birçoğumuz vücudundan gelen sinyalleri dikkate almayarak duymazlıktan geliyor. Oysa alınan bir küçük önlem ve uzman önerilerine kulak vermek birçok hastalığın daha başlamadan fark edilmesine yarıyor. Tüm hastalıkların başarıyla tedavi edilebilmesi için erken tanının şart olduğunu söyleyen Liv Hospital Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Eralp Başer kadıların genç kızlıktan itibaren yaptırması gereken sağlık taramalarını, uyması gereken kuralları anlattı.

  • JİNEKOLOJİK ULTRASON YAPTIRMAK ERKEN TEŞHİSİ KOLAYLAŞTIRIR

Her yıl düzenli jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Muayenenin bir parçası olan ultrasonografi çok kolay ve zahmetsizdir, üstelik bu incelemeyi yaptırmak için de pek çok neden var. Bunlardan ilki ultrasonun tamamen zararsız bir inceleme olması. Ultrason dalgaları kesinlikle x-ışını içermiyor ve hiçbir zararı bulunmuyor. Bu tetkikle rahim ve yumurtalıklar ayrıntılı olarak incelenebiliyor. Rahim veya yumurtalıklarda kanser açısından şüpheli bir kitle tespit edilmesi halinde ileri incelemeler yapılıyor. Sağlığınız için düzenli muayene ve jinekolojik ultrason kontrollerinizi aksatmayın.

  • ADET SONRASI MEME KONTROLÜ YAPIN

Meme kanserinin erken tanı konulması durumunda başarılı şekilde tedavi edilebileceğini artık herkes biliyor. Erken tanıda sizin de rolünüz bulunuyor. Kendi vücudunuzu tanımanın çok önemli olduğunu unutmayın! Tek yapmanız gereken, her ay kendi kendine meme muayenesi! Bunun için, her ay adet başlangıcından itibaren yaklaşık 1 hafta sonra bu muayeneyi yapmalısınız. Birkaç sefer bu muayeneyi yaptığınız takdirde, normal meme dokunuzu tanıyacak, dolayısıyla yeni bir kitle oluşması halinde hemen fark edebilir hale geleceksiniz.

  • MAMOGRAFİ YA DA MEME ULTRASONU YAPTIRMAYI UNUTMAYIN

Meme kanserinin erken dönemde tespit edilebilmesi için en önemli silahlardan birisi de mamografi incelemesidir. Hiçbir şikayeti bulunmayan kadınlarda dahi, 40 yaşından itibaren düzenli olarak mamografi yaptırılması ile, meme kanserine bağlı ölüm riski belirgin olarak azaltılabiliyor. Mamografi incelemesi düşünüldüğü gibi zor da değil. Sağlığınıza zararı yok, kesinlikle ihmal edilmemeli. Genç kadınlarda ise, memede süt üreten dokuların yoğun olması nedeniyle mamografi yerine meme ultrasonu tercih ediliyor. Kendi kendine muayene, hekim muayenesi, mamografi ve meme ultrasonunu ihmal etmeyin.

  • PAP-SMEAR ve HPV TESTİYLE RAHİM AĞZI KANSERİNDEN KORUNUN

Rahim ağzı kanseri, cinsel yolla bulaşan bir virüs (HPV-Human papillomavirus) nedeniyle meydana geliyor. Erken dönemdeki rahim ağzı kanseri hiç belirti vermeyebiliyor. Dolayısı ile düzenli aralıklarla kontrollerden geçmek hayati önemi taşıyor. Rahim ağzı kanserine dönüşebilecek kanser öncüsü durumlar çok erken dönemde yakalanıp tedavi edilebiliyor. Bunun için kullanılan testler, rahim ağzı hücrelerin incelendiği pap-smear ve HPV-DNA testi. Çoğu sağlık kurumunda bu testler yaptırılabilir. Pap-smear testinin 21 yaşından itibaren, HPV-DNA testinin ise 30 yaşından itibaren yapılması öneriliyor.

  • GEBELİKTEN 3 AY ÖNCE DOKTORA GİDİN

Gebelik, kadınlar için hayatın en özel dönemlerinden biridir. Hem kadının kendisi hem de bebeğinin sağlığı için, gebelik planlanır planlanmaz, ideal olarak da 3 ay önce kadın hastalıkları ve doğum uzmanı kontrolünden geçilmelidir. Bu muayenede doktor genel bir sağlık muayenesini takiben jinekolojik muayene yapacaktır. Bu sayede daha önceden var olduğu bilinmeyen bir hastalık tespit edilip tedavisi başlanabilir. Erken gebelikte yeni gelişmekte olan bebeğin sağlıklı büyüyebilmesi ve organlarının düzgün oluşması için folik asit başta olmak üzere çeşitli takviyelere ihtiyaç vardır. Bunların gebelik oluşmadan tamamlanması ile gebeliğin çok daha sağlıklı bir şekilde başlaması sağlanabilir.

  • MENOPOZDAKİ KEMİK ERİMESİNE KARŞI KEMİK ÖLÇÜMÜ YAPTIRIN

Menopoz döneminde, kemik erimesi riski belirgin olarak artıyor. Bunun önüne geçmek için doğru beslenme ve düzenli hareket alışkanlığı şart. Kalsiyumdan zengin içeriğe sahip süt ürünleri ve yeşil yapraklı sebzeler diyette bol miktarda bulunmalıdır. Belli aralıklarla yaptırılan kemik mineral dansitometri testi ile kemiklerin yoğunluğunu ölçtürmek mümkün. Kemik erimesi tedavi edilmez ve ilerlerse, en ufak darbede dahi kemik kırılması riski ile karşı karşıya kalınır. Bu nedenle, özellikle menopozdaki kadınların bu ölçümü yaptırmaları ve sonuçlarını doktorları ile paylaşmaları gereklidir.  

  • YILDA BİR KEZ GENEL SAĞLIK MUAYENESİ YAPTIRIN

Herkesin olduğu gibi kadıların da yılda bir kez dahiliye muayenesi yaptırması gerekiyor. Herhangi bir şikayet olmasa da fizik muayenesi ve tetkikleri yapılmalıdır. Böbrek, karaciğer fonksiyon testleri, açlık kan şekeri, kolesterol ölçümleri, tiroit fonksiyon testleri, kan sayımı, tam idrar tahlili, istirahat EKG’si, akciğer filmi, karın organlarını değerlendirmek için batın ultrasonografisi önerilir. Kronik bir hastalık mevcutsa muayene ve tahlil sıkılığı artırılmalıdır.

  • HER YAŞTA MUTLAKA SPOR YAPIN

Çağımızda maalesef hareketsizlik çok yaygın bir durum. Özellikle masa başı işlerde çalışan kadınlarda kemik erimesi, kas-iskelet sistemi ağrıları, duruş bozuklukları gibi pek çok olumsuz durum ortaya çıkabiliyor. Bunların önüne geçmek için fırsat yaratmak ve haftada en azından 2-3 gün 30'ar dakikalık bir yürüyüş yapmak dahi sağlık için faydalı olacaktır.

  • VÜCUT KİTLE ENDEKSİNİZİ 30’UN ÜZERİNE ÇIKARMAYIN

Günümüzde en önemli sağlık sorunlarından birisi de şişmanlık yani diğer adıyla obezite. Kilonuzun, boyunuzun metre cinsinden değerinin karesine bölünmesi ile elde edilen sayıya Vücut Kitle İndeksi (VKİ) deniliyor. Bu değerin 30'un üzerinde olması, obezite lehine bir bulgu. Obezitenin yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, şeker hastalığı ve kas-iskelet sistemi hastalıkları gibi pek çok hastalığa davetiye çıkardığı artık net olarak biliniyor. Eğer fazla kilonuz olduğunu düşünüyorsanız bugün bir adım atın. Doğru bir diyet ve uygun şekilde yapılan sporla bunu yapmanın aslında hiç de zor olmadığını göreceksiniz. 

Top